Çaresizlik nedir bilir misin sen okuyucu? ELinden bir şey gelememesi durumunu bilir misin? Sonucunu önceden bildiğin bir yolda yürümenin ne kadar sıkıcı olduğunu bilirsin sanırım. Peki üzüleceğini ve kaybolacağını bile bile yürür müsün o yolda be okuyucu? Ben bilirim işte. Ben o yollarda yürümesini de bilirim sonundaki üzüntüye koşmasını da. Hinduların ateşte yürümesini garipsemem işte bu yüzden.
Gelsin biri bana “Ne yapıyorsun yahu be adam!” desin istedim yıllar yılı. Bir kişi bile söylemedi be. Bir adamın insanlardan an be an uzaklaşışına kimse sesini çıkarmadı. Bilmiyorum belki de en zevkli filmdi bu onların gözünde. İnsanların hayallerinin suya düşmesiydi onların merakla beklediği oscarlık film. Her film gibi mutlulupu vaadetmediğinden ilgi çekti belki de.
Kimseye kırgın değilim ben okuyucu yanlış anlaşılmasın. Kendimden çok kimseyi kırmadım ben bu hayatta. Kendimden çok nefret etmedim kimseden. Kendi içimde yaşadım olaylarımı ben, paylaşmadan. İçimde büyüttüm sevinçlerimi de üzüntülerimi de. Hamile bir kadın misali her tekme atışı içimde hissettim ben bunca yıl.
Odamda, döner sandalyenin üzerinde dönerken annem yakaladı da deli olduğumu düşündü bazen. Ama bilmedi ki ben bile farkında değildim o dönüşümün. Neye döndüğümün hayaliyle kendimden geçişimin.
O çaresizlik ve arayış yolunda çokça kez koştum ben sevgili okuyucu. O hayal kırıklıklarını bin kere yaşadım ben. Bir kişiyi üzerken bin kere ben “Ah” dedim. Bin kere ben ağladım içten içe. İçe döktüğüm her göz yaşı kaynar bir su damlası gibi derimi yakarken yutkundum ben okuyucu. Sen o yutkunma duygusunu bilir misin?
Biri giderken ardından bakabilmeyi bilir misin? En sınırdaki o noktayı, birini göndermeyi bilir misin be sen? Ben onlarca kişiyi gönderdim işte. Bir de onlar giderken el sallaması yok mu, işte ben onu da yaptım.
Kaybolmuş bir şehirde yolunu aramak nedir bilir misin? Bırak aramayı ben olmayan yolların hayaliyle büyüdüm. Etrafa bakıp tanıdık bir resim bulma umuduyla gezindim o yollarda, bazen de ara sokaklarda.
Bak yine yutkunmak istedim okuyucu. Yine o anlam veremediğim düğüm boğazıma saplandı işte. “Yutkunman değiştirecek mi bazı şeyleri?” diye sor bana istiyorum. Gerçekler yüzüme vur bana “O hayal ettiğin gelecek senin için asla gelmeyecek” de istiyorum. Belki o zaman aklım başıma gelir.
Gelecek korkusuyla büyüdün mü sen okuyucu? Geleceğinin sadece senin ellerinde olduğunu, her yaptığın hareketi yüzlerce kere düşünmen gerektiğini kaç yaşında öğrendin sen? “Bu günden sonra değişeceğim.” lafını kaç kere söyledin kendi kendine? Planlarını kaç kere erteledin sen?
Başka bir yerde başka bir şekilde yaşamış olmayı kaç kere diledin sen?
Çevrendekilere en büyük pişmanlık örneği olabileceğini düşündün mü sen okuyucu? Onlara kendi yaptıklarını anlatıp sonunda da “Sen böyle yapma!” diyebildin mi?
Bir yıl sonra nerede olacağını düşünmek seni hiç korkuttu mu?
Her nefes alış verişte bir adım daha yaklaştığın o andan korkmamaya kaç yaşında başladın sen? Gerçeklerle yüzleşmeye, bu hayata küfretmeye kaç yaşında başladın? Söylenecek sözlerin hiç bir şeyi etkilemeyeceğini fark edip kaç kere sustun? Yatağa uzandığında saatlerce düşünüp uykuya hasret beklemeye, hem de gün boyu uyumaya rağmen bunu yetersiz görmeye alıştın mı?
Kedinin ve ailenin gücünün yetmeyeceğini bildiğin hayallere inandın mı sen? Onlarla büyüyüp sonunda elde edemeyişin üzüntüsünü çektin mi?
Son noktaya gelip kendinden kaçtın mı sen okuyucu?
Ben yaptım. Ben o gün büyüdüm!
Ben hayal kurmaktan yoruldum be okuyucu. Ben hüsranlardan sıkıldım. İnsanın insanı eleştirmesinden bıktım. Kaçacak yer olmamasından yakındım.
Sen bunları okurken ben adım adım kayboluşa sürükleniyorum. ELimi tutuversene okuyucu ya da “Elini tutsam ne değişecek be adam” diye sorsana bana. Sen bana hayal kurmamayı öğretsene. Umutsuzluklarımı kabullenip geleceğimden vazgeçmeyi bana öğretsene. Sen bana “Bi siktir git!” desene be okuyucu. İnan bana öyle ihtiyacım var ki bunlara.