‘Acı’ olarak etiketlenmiş yazılar

Ah O Eski Günler

Cumartesi, 14 Ocak 2012

Bu yazımda bana eşlik edersen eğer çocukluk çağımıza inelim diyorum okuyucu. Hani tek derdimizin Jerry’nin Tom’dan kaçması Tsubasa’nın takımını şampiyon yapması olan o günlere. Hani seni biraz olsun sonuçlarından korktuğun seçimler yapmaktan uzaklaştırayım diyorum.

Tom & Jerry dedik mesela. Tom’un Jerry’yi yemeyeceğini biliyorduk sonuçta. Sadece olayların nasıl gelişeceği merakıyla izliyorduk onları. O sonuca giden eğlenceli yola katılıyorduk. Bazen gülerek bazen de büyük meraklarla kilitleniyorduk ekran başına.

Hani Tsubasa dedik. Amacına ulaşacağını biliyorduk bazı bölümlerde büyük mağlubiyetler alsa da. Oradan bazı hareketler öğrenip mahalle maçlarında denerdik hani. Ara ara o hareketleri yapamayıp rezil olmuşluğumuz da vardı, küçük yaralanmalar yaşadığımızda.

Siz de kavga etmişsinizdir özellikle kadın olan aile büyüklerinizle. Tsubasa ile Rosalinda’nın aynı saatte olmasından dolayı. Ağlamışızdır amacımıza ulaşmak için. Ne de olsa ağlamak her kapıyı açıyordu o dönemlerimizde.

Şirinler başlayıverirdi ardından. Küçük köylerinde kendilerine yeten ve kötü büyücü Gargamel’den kendilerini korumaya çalışan o şirinler. Hani Gargamel’in şirinlerden başka işi yok muydu hala merak etmiyor da değilim. Eminim bazılarınız da düşünüyordur kendi dünyalarında.

Kızlar için Ay savaşçısı geldi Şeker Kız Candy ile birlikte. Erkeklere hitaben Conan çıktı. Ama birlikte izledik Ninja Kaplumbağa’ları, Hayalet Avcıları’nı.

Ardından dizi filmler girdi hayatımıza. Herkül ile başladık dizi zevklerimize. Zeyna geldi ardından kadınların da istediklerini elde edebileceklerini gösteren. Ormanın Kitabı gösterdi farklı bir yerde büyümüş olma rüyasını.

Biz Sabrina ile büyüdük Twilight yerine. Belki sizlerin değil ama benim hayatım o diziyle şekillenmeye başlamıştı. O dizide gördüklerim beni ben yapmıştı ki ben de bunu çok sonralarda farkettim. (daha fazla…)

Söylesene!

Çarşamba, 28 Aralık 2011

Çaresizlik nedir bilir misin sen okuyucu? ELinden bir şey gelememesi durumunu bilir misin? Sonucunu önceden bildiğin bir yolda yürümenin ne kadar sıkıcı olduğunu bilirsin sanırım. Peki üzüleceğini ve kaybolacağını bile bile yürür müsün o yolda be okuyucu? Ben bilirim işte. Ben o yollarda yürümesini de bilirim sonundaki üzüntüye koşmasını da. Hinduların ateşte yürümesini garipsemem işte bu yüzden.

Gelsin biri bana “Ne yapıyorsun yahu be adam!” desin istedim yıllar yılı. Bir kişi bile söylemedi be. Bir adamın insanlardan an be an uzaklaşışına kimse sesini çıkarmadı. Bilmiyorum belki de en zevkli filmdi bu onların gözünde. İnsanların hayallerinin suya düşmesiydi onların merakla beklediği oscarlık film. Her film gibi mutlulupu vaadetmediğinden ilgi çekti belki de.

Kimseye kırgın değilim ben okuyucu yanlış anlaşılmasın. Kendimden çok kimseyi kırmadım ben bu hayatta. Kendimden çok nefret etmedim kimseden. Kendi içimde yaşadım olaylarımı ben, paylaşmadan. İçimde büyüttüm sevinçlerimi de üzüntülerimi de. Hamile bir kadın misali her tekme atışı içimde hissettim ben bunca yıl.

Odamda, döner sandalyenin üzerinde dönerken annem yakaladı da deli olduğumu düşündü bazen. Ama bilmedi ki ben bile farkında değildim o dönüşümün. Neye döndüğümün hayaliyle kendimden geçişimin.

O çaresizlik ve arayış yolunda çokça kez koştum ben sevgili okuyucu. O hayal kırıklıklarını bin kere yaşadım ben. Bir kişiyi üzerken bin kere ben “Ah” dedim. Bin kere ben ağladım içten içe. İçe döktüğüm her göz yaşı kaynar bir su damlası gibi derimi yakarken yutkundum ben okuyucu. Sen o yutkunma duygusunu bilir misin?

Biri giderken ardından bakabilmeyi bilir misin? En sınırdaki o noktayı, birini göndermeyi bilir misin be sen? Ben onlarca kişiyi gönderdim işte. Bir de onlar giderken el sallaması yok mu, işte ben onu da yaptım.

Kaybolmuş bir şehirde yolunu aramak nedir bilir misin? Bırak aramayı ben olmayan yolların hayaliyle büyüdüm. Etrafa bakıp tanıdık bir resim bulma umuduyla gezindim o yollarda, bazen de ara sokaklarda.

Bak yine yutkunmak istedim okuyucu. Yine o anlam veremediğim düğüm boğazıma saplandı işte. “Yutkunman değiştirecek mi bazı şeyleri?” diye sor bana istiyorum. Gerçekler yüzüme vur bana “O hayal ettiğin gelecek senin için asla gelmeyecek” de istiyorum. Belki o zaman aklım başıma gelir.

Gelecek korkusuyla büyüdün mü sen okuyucu? Geleceğinin sadece senin ellerinde olduğunu, her yaptığın hareketi yüzlerce kere düşünmen gerektiğini kaç yaşında öğrendin sen? “Bu günden sonra değişeceğim.” lafını kaç kere söyledin kendi kendine? Planlarını kaç kere erteledin sen?

Başka bir yerde başka bir şekilde yaşamış olmayı kaç kere diledin sen?

Çevrendekilere en büyük pişmanlık örneği olabileceğini düşündün mü sen okuyucu? Onlara kendi yaptıklarını anlatıp sonunda da “Sen böyle yapma!” diyebildin mi?

Bir yıl sonra nerede olacağını düşünmek seni hiç korkuttu mu?

Her nefes alış verişte bir adım daha yaklaştığın o andan korkmamaya kaç yaşında başladın sen? Gerçeklerle yüzleşmeye, bu hayata küfretmeye kaç yaşında başladın? Söylenecek sözlerin hiç bir şeyi etkilemeyeceğini fark edip kaç kere sustun? Yatağa uzandığında saatlerce düşünüp uykuya hasret beklemeye, hem de gün boyu uyumaya rağmen bunu yetersiz görmeye alıştın mı?

Kedinin ve ailenin gücünün yetmeyeceğini bildiğin hayallere inandın mı sen? Onlarla büyüyüp sonunda elde edemeyişin üzüntüsünü çektin mi?

Son noktaya gelip kendinden kaçtın mı sen okuyucu?

Ben yaptım. Ben o gün büyüdüm!

Ben hayal kurmaktan yoruldum be okuyucu. Ben hüsranlardan sıkıldım. İnsanın insanı eleştirmesinden bıktım. Kaçacak yer olmamasından yakındım.

 

Sen bunları okurken ben adım adım kayboluşa sürükleniyorum. ELimi tutuversene okuyucu ya da “Elini tutsam ne değişecek be adam” diye sorsana bana. Sen bana hayal kurmamayı öğretsene. Umutsuzluklarımı kabullenip geleceğimden vazgeçmeyi bana öğretsene. Sen bana “Bi siktir git!” desene be okuyucu. İnan bana öyle ihtiyacım var ki bunlara.

 

Aşk ve Yalan Hakkında

Pazar, 24 Nisan 2011

Üç harften oluşur aşk. Tek sesli iki sessiz harfle basit bir şekilde boy gösterir o insanları içine alıp türlü şeyler yaşatan kavram. Çoğu kişiyi korkutan ama bir yandan da merakla kendine çeken o şey. Kaçsan kaçamazsın, kopsan kopamazsın. Herkesbir kere aşık olur derler ya inanmayın. Sevdiğim bir adamın bir sözü vardır “Aşk ne tek seferliktir, ne de unutulmak içindir.” demiş zamanında. Büyük laf etmiş hani hakkını yememek lazım.

Çok şiirler yazılmış, çok sözler söylenmiş hakkında ama bir türlü anlatabilen olmamış. Ben de anlatamam elbette ve böyle bir çabam da olmayacak. Hoş bunu anlatabilecek son insanım belki de.

Sevgililerim oldu hayatımda. Hepsi âşık olduğunu söyledi zamanında. Hepsi o duyguyu benimle tattığını belirtti o zamanlarda. Ben ortadan kaybolunca ise hepsi inkâr eder oldu durumu. Nedeni benim yaptıklarıma kızmaları mıydı yoksa hiç âşık olmamış olmanın çekiciliğini giyinmek istemeleri miydi hiç bilemedim. Belki de sadece bana yalan söylemişlerdi. Olamaz mı? Olabilir.

Aldattığım bir sevgilim oldu. O hala bunun farkında değil. Aksine aldatıldığını düşünenler de yanılıyor. Tek bir kişiyi bir kere aldattım ben ve o gün farkına vardım kendimin. O gün tanıdım kendimi belki de. O gün onun yüzüne bakarken utandım ilk defa, o gün onun yüzündeki saflığı gördüğümde nefret ettim kendimden tam olarak. Ve o gün kimseye vaatler vermemem gerektiğini çözdüm. Kendimi tanımıyorum evet. Söylüyorum da bunu açık açık ne zaman ne yapacağım belli olmuyor. Ben bile çözemem bunu. Bir bakarsın en çok seviyorum dediğim anda başka birine giderim, ya da bir bakarsın en olmaz durumda kör kütük severim birisini hem de platonik.

Ben hayatında görebileceğin en büyük yalancıyım sayın okuyucu. Hem de bunu yalan söylemeden başarıyorum inanır mısın. Hiçbir sevgilime (daha fazla…)

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009