‘Ben’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Beşte Dört

Cumartesi, 16 Nisan 2011

Beş kişi tam olarak hayatımdaydı. Farklı zamanlarda farklı şekilde girip çıktılar hayatıma. Farklı şeyler öğretip farklı yollara sürüklediler. İşte bu yazı dizisi bu beş farklı hikâyeyi anlatmak için başlatıldı. Beş farklı kızın hayatımdaki etkileri için buraya bırakıldı. Ne aşk ne sevgi burada okuyacaklarınız. Sadece bir erkeğin, benim gözümden bu ilişkileri izleyecek, benim tarzımla gözlemleyeceksiniz. Bana olan etkilerini okuyup belki aynılarını sizler de yaşayacaksınız.

Adındaki sırrı sonra keşfedeceksiniz. Beşte dört derken eksik olanı siz tamamlayacaksınız. İlk görünenin mi o kayıp olduğunu yoksa yazıların içindeki başka bir anlamın mı o kaybı gösterdiğini fark edebilirseniz beni gerçekten görebileceksiniz.

Sadece içimi dökmek için yazdığım yazıları biraz da hikâyemsi tarzlarla yazıp her farklı yazıdaki her farklı kızdan ‘o’ diye bahsederek iyi vakit geçirmenizi sağlamaya çalışacağım. Umarım başarırım.

 

 

Uyanış!

Cuma, 24 Aralık 2010

Garip bir duygu var bu gece içimde. Sanırım değişimin içten içe beni sarışını gösteren bir duygu bu. Sanırım içimdeki o ısrarla büyüttüğüm çocuğun büyüme isteğini fiziksel şiddete çevirmesinden dolayı acıyor içimde bir yerler. Belki de uzun yıllardır beklediğim o gün geldi bu gün. Ayağa kalkmanın hayallerini kurarak yırttığım onca takvim yaprağından sonuncusunu da yırttım bu gün. Ne yapmam gerektiğini bilmediğim o karanlık çağımı geride bırakmak için bir adım atıyorumdur ya da buna benzer bir şeyler oluyordur ruhumun derinliklerinde bir yerde. Öyleyse neden bu kadar sıkkınım ki? Neden yıllarca hissettiğim o boşluk duygusunu başka bir ‘hiç’lik aldı? Nedenlerim böyle sıralandı işte aklımda.

Uzun yıllar oldu böylesine nefes almayalı. Çok hayallerim oldu öylece parmaklarımın arasından kayıp giden. Çok anılarım oldu insanlara gülerken içten içe ağladığım. Ama bu seferki öylesine canımı yaktı ki peşine düşmek istedim. Onca olanlara, onca yaşadıklarıma rağmen nende bu gün hiçbir şey olmamışken böylesine bir ağırlık var üzerimde? Pişmanlıklarım mı? Keşkelerim mi? Neler beni bu dipsiz kuyuya doğru çeken o düşüncelerim?

Tüm zamanların asıl sorusunu soruyorum şimdi kendime. Çoğu kişinin yola başlarken sorduğu benimse en son sorduğum bu soru hayatımı karıştıran asıl etmen. Ben kimim? Bu soruyu buraya yazarken bile dokularım enzimlerini deli gibi salgılayıp kalbimin delicesine çarpmasına neden oluyorlar. Şimdi anlatacaklarımın çoğunu ağzımdan duymadınız belki de. Öyleyse dikkatle okumaya başlayın. Sıradan bir yazı okurcasına odaklanın bana. Sigara içmek isterseniz yakın bir tane, ya da bir kahve yapın okurken içmeyi seviyorsanız bir bira açın. Tek istediğim okumanız. Benim içim değil. Kendiniz için okuyun. Neden sizin hayatınızdayım ve neden bu kadar kafam karışık öğrenin. Öğrenin ki bu hikâyeden kendinize küçük bir pay çıkarın.

Herkesin farklı hayalleri vardır bu kocaman egoist dünyada. İçindeki küçük insanlara bile kinle dolu olan o dünyada neler oluyor hiç merak ettiniz mi? Siz orada öylece kendi sıkıntılarınıza gömülmüşken, para hırsı gözünüzü bürümüşken diÄŸerleri neler yapıyor acaba? Öyle diÄŸer ülkelere deÄŸil komÅŸunuza bakın, dışarıda mutlu mesut eÄŸlenen diÄŸer insanlara bakın. Onlar nasıl mutlu olabiliyorlar? Åžanslarından mı? Belki de… (daha fazla…)

Hayat akıp giderken.

Pazar, 19 Nisan 2009

Bir günün daha sonundayım. Hoş geçen, hiçbir şeyden zevk alamadığım bir gün. Günler artık sıradanlaşmaya başlamışken bu gün son darbeyi indirdi resmen. Gene aklıma bazı soru işaretleriyle gelip onları cevaplamandan yok olup gitti. Ben ise sadece arkalarından boş gözlerle bakınmakla yetindim. İçimde ise bir fırtına diğerine sebep oldu ve her şey yıkılıp savruldu. Sonra dönüp geriye baktım. Nelerin kaldığını merak ettim ki her şey orada. Sadece yerleri değişmiş biraz. Bazıları ufak hasarlar almış ama bazıları da olduğu gibi yıkılmadan kalakalmış. İşte o an anladım ki asıl tutunmam gereken onlarmış. Sonra fark ettim de bende astigmat var neyin ne olduğunu uzaktan seçemiyormuşum ve gene hislerime güvenmem gerektiğini de o an anladım. Eh elimden bir şeyler gelmezdi ben de oturup içimdekileri yazayım dedim.

Güne her Pazar olduğu gibi dershaneye gitmekle başladım. Ama hiç gidesim de yoktu hani. Güneş birazcık yüzünü göstermişti ya hemen coştum tabi ne dershanesi ne gitmesi. Dışarıya bir çıktım buz gibi hava. Güneşe baktım soğuğu hissettim. Süs gibi duruyordu öyle biraz sinirlendim gerisingeri dershaneye gittim. Dersler dersleri kovalarken bir ara sıkıldığımı fark ettim. Oturdum kendi kendime bir şeyler karaladım yok o da yetmedi uyuyayım dedim olmadı. Neyse dershaneden kurtuldum sonunda çıktım dışarıya. Malatya’ya bir kitapçı açılmıştı geçenlerde bir gideyim kitap alayım dedim. Tabi hava soğuk hızlı gidiyorum yanımda da bir arkadaşı esir almışım. Girdik kitapçıya adamlar gözümüze gözümüze bakıyor. Hele ben kitapları incelerken birisi dikildi tepeme beni izliyor. Hani belki hırsızımdır çalarım kitapları ya. Neyse ona inat bende oturdum yere kitapları tek tek aldım inceledim. Yanımdaki arkadaş sıkılmasa tüm kitapları elden geçirecektim ama. Aldım kitabımı çıktım kitapçıdan. Düşündüm yemek yesem mi diye. Sonra dedim yok evime gidip yerim bir şeyler bindim otobüse taktım kulaklığı kitabı okumaya daldım. Bir şarkı geçti iki şarkı geçti bakayım nerdeyim dedim bir baktım eve gelmişim bile. Şaşkınım ne çabuk geldim diye ama sorgulamadım iyi bir şey bu sonuçta indim eve girdim. Annem evde yemek isteyince şaşırdı tabi. dışarıda yemeden geldim ya ben bile şaşkınım. Yemek hazırlanana kadar bilgisayara geçeyim dedim açlığımı unutmuşum ne işse. Şu meretin başına geçince birçok şeyi unutuyor insan yahu.

Biraz sonra iki kuzenim geldi bize o sırada yine hatırladım acıktığımı geçtik bir şeyler yedik tabi yemek bitti koş yine bilgisayara sanki ne varsa. Kimse de yok hani konuşacak ne yapıyorum ben de bilmiyorum ama zaman geçiyor tabi. Sonra bir baktım uykum da gelmiş. Hani yapacak bir şey yok sıkıntıdan uyuyacağım zaten kendime yer yapıyorum. Uykum gelmiş gibi. Yattım kanepeye birazdan uyuyacak gibi oldum. ‘Hah tamam!’ dedim kendime. Örttüm üstüme bir şeyler uyuyorum bu arada da bir iki mesaj atıyorum. Tabi asıl mesaj beklediğimden mesaj gelmiyor o daha ayrı bir mesele. Kör olası operatörler kontörsüz bıraktı bizleri. Uyumuş gibi yapıp üç saat sonra tekrar uyandım. Bir de baktım her şey bıraktığım gibi değişen bir şey yok. Geçtim gene nete bekle bakalım kimler gelecek. Gelip gidenle konuş dur falan oyun oyna zaman geçti gibi oldu biraz. Sonra bir de baktım ne yaptım ben hiçbir şey. Nasıl geçti zaman düşün düşün yok bir şey. Ne yapayım ne edeyim derken slayt hazırladım bir iki mesaj bekledim ama gelmeyeceğini de biliyorum. Umut fakirin ekmeğidir ya hani ben de ekmek bekliyorum. Bir ara msn’e girer gibi oldu sanki hayal meyal hatırlıyorum ama. Sonra ben birkaç mesaj yazayım dedim ama lafta da kalmadı yazdım. Geçtim kanepeye tavana bakakaldım. Kendimi şöyle bir eledim süzdüm ‘kalk da yazı yaz’ dedim. Sonra da geçtim yazdım.

Baktım ki yeterince yaşamışım ben dünyada. Göreceğimi görmüş geçireceğimi geçirmişim. Eh gençlere de yer açmak lazım müsaade mi istesem derken baktım daha çok günler varmış. Hem daha yazılacak bir sürü yazı da cabası. Neyse dedim kendi kendime. Bekleyeyim birkaç yüzyıl daha. İşlerimin bittiği bir ara izin veririm gençlere.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009