‘Ders’ olarak etiketlenmiş yazılar

Son Ders

Salı, 16 Kasım 2010

Uyanmak ne güzel şeymiş. Tekrar gözlerimi açtım bu ipsiz dünyanın sonuna doğru. Her nefes alışımda içime çektim yaşamı ve huzuru. Bir an durdum ve geçmişimi düşünüverdim.  O kayıp benliğimi hatırlayıverdim. Oradan oraya savrulan, amaçsız o ben. Her şey karışmış günlerim anlık mutluluklar üstüne kurulmuştu. Ne bir davranışım ileriye yönelikti ne de ben ileriye yöneliktim. Tüm dünya bana küsmüştü benim onlara küstüğüm gibi. Tüm ırmaklarım kurumuştu kendi aklımdaki dünyamın. Tüm masallarım kötü sonlarla bitmişti. Ben öyle istemiştim ve öyle bitmişti. Bundan bile mutlu olmuştum açıkçası.

Bir gün göklere doğru haykırırken geçmişimi, bir ışık gördüm orada bir yerlerde. Şimşek çaktı diye fark ettiğim o ışıktı bana doğru gelen. Hem korkutan hem bana gelen ve tüm geçmişimi sildiren. İşte o an gözlerimi aralamıştım dünyaya. O ışık beni değiştirmeye gelen bir melekten başkası değildi aslında. O karanlığıma ışık tutan melekti beni korkutan her şeyden uzaklaştıran. Ama diğer yandan tüm yıkılışları, tüm yok oluşları hayatımdan silen. O melekti bana sevmeyi öğreten.

Sonra bir gün melek gitmeye karar verdi. Buna kızsam da son dersini giderken bana verdi. O an silindi tüm öfkem tüm kinim. Kendimle baş başa kaldım ve hayatımdaki herkesi kucakladım birer birer. Tüm suçları affettim. Tüm olumsuzlukları geride bıraktım. Kimine göre düş kimine göre gerçek. O meleğin bana söylediği tek bir ders vardı ve ben de onu fark ettim. Bana zamanının geldiğini söylüyordu. Zamanı gelmişti ve giderken o son dersi fısıldıyordu:

“Tanrı ile şeytan aynı yatakta yatar, aynı kapta yemek yerler. Oysa birbirlerine kurdukları planlardan habersizlerdir.”

Vahşi ve Yahşi Yurt

Pazartesi, 07 Aralık 2009

Bir bayramdan daha çıkmış, Hacettepe yeniden bana kollarını açmış, tekrar Ankara’da yurt hayatına dönmüş, derslerin yorucu ağırlığına alışmaya çalışır olmuş bir durumdayım şu anda. Hani bayramda alıştım uzun uzun uyumalara şimdi zor geliyor sabah erkenden kalkmak ne yalan söyleyeyim. Bir de üstüne tanesi 1.5 saatten 2 ders işlemek ölüm gibi geliyor. Her neyse buna nasıl olsa alışmamız gerekecek bunun farkındayım. Hani bir yolunu bulup o insanı tuzağına düşüren, acayip bir şekilde kollarına alıp bırakmak bilmeyen uyku denen o canavarı boğmak gerekiyor bir yerde. Bakalım bu gece uyumadan dayanabilecek miyim? Uyuyup da derse geç kalmaktan iyidir değil mi? Sanırım başarabilirim…

Neyse bu aralar acayip günler geçirmekteyim. Haydi hayırlısı… Sarhoşlarla uğraşmalar, kedilerle kafa bulmalar, oradan oraya koşuşturan cüceler, elmasını kaybetmiş küçük cadı, sesi kısılmış keçiler, kampusu basan tilkiler… Evet evet kampüsü basan tilkiler. Gecenin bir vakti arkadaşla yürüyelim dedik şu kampüsü (ne akla hizmet ise). Gezdik dolaştık, köpeklerin arasından sessizce sıvıştık, hala elektrik gelememiş bölgelerden geçtik, biyoloji bölümündeki güvenlik görevlilerine el salladık. Bu kadar şey yaptık ama sonunda hayalini kurduğumuz çikolatalı keke ulaşamadık. Evet bütün bunları bir dilim çikolatalı kek için yapmıştık ama ne yazık ki keki yiyeceğimiz kafe kapanmışmış. Gerçi çok mantıklı bir karar vermiş o kafenin sahibi. O kadar tehlike ve korkuyu atlatıp kek yemeye gidecek bizden başka salak yoktur herhalde. Velhasıl kelam kafenin kapalı olduğunu görüp düştük başka karanlık yollara. Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik işte bayağı bir gittik, oraya buraya gittik, sağ yaptık sol yaptık, düz gittik geriye baktık derken karşımıza çıktı rektörlük binası. Her gün gördüğümüz bina dedik ordan gitmeyelim dalalım şu tenha yola (niye dediysek). Yürümeye başladık. İleride bir çift kulak gördüm, ya da gördüğümü sandım emin olamadım. Ama dikkatli bakınca fark ettim kıpırtıları ve bir çift de göz gördüm. Aklıma ilk gelen oldu zaten ‘Tilki!’ dedim sessizden. Yaklaştıkça dikeldi bize doğru bakar oldu. Çaktırmıyorum ama ilk defa bir tilkiyle karşı karşıyayım. Aklımda belgesellerden kalan parçalar beliriyor böyle bir film şeridi gibi. Ordan oraya koşuşturan tilkiler içinden yükselen bir ses ‘Tilkiler leş yiyicidir.’ diyor. ‘Haa’ dedim ‘O zaman bu zarar vermez bize.’. Gerçi o kadar da emin değilim ama buna inanmaktan başka çarem yok. Gittik tilkinin üzerine üzerine. Hayvan önce bir afalladı sonra karşıya geçti. Yanından geçerken bize doğru acayip acayip bakındı. Sonra bir hızla kaçıp gitti. Ben o sevinçle arkadaşa döndüm adam çoktan hazırlamış elinde bir çakı (onun değimiyle bıçak) hayvan saldırırsa saplayacakmış akıllı. (daha fazla…)

Dİl Ve Anlatım Sunumu : )

Çarşamba, 04 Şubat 2009

Okulda ödev tarihi kalktı gibi görünüyor. En azından liselerde. Ama gene de ödevimsi bir tarzda sunum hazırlama görevleri öğrencilere veriliyor. İşte gene böyle bir sunum isteyen Dil ve Anlatım dersi öğretmenine aşağıda göreceğiniz videoyu hazırladım.

Videodaki kişi kahraman ve sözler tamamen gerçektir. Her şey bizzat benim elimden, ağzımdan ve klavyemden çıkmıştır. Bakalım hoşunuza gidecek mi?

Malatya Anadolu Lisesi 12 Fen F portreleri ;)

(daha fazla…)

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009