‘Dershane’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Hayat akıp giderken.

Pazar, 19 Nisan 2009

Bir günün daha sonundayım. Hoş geçen, hiçbir şeyden zevk alamadığım bir gün. Günler artık sıradanlaşmaya başlamışken bu gün son darbeyi indirdi resmen. Gene aklıma bazı soru işaretleriyle gelip onları cevaplamandan yok olup gitti. Ben ise sadece arkalarından boş gözlerle bakınmakla yetindim. İçimde ise bir fırtına diğerine sebep oldu ve her şey yıkılıp savruldu. Sonra dönüp geriye baktım. Nelerin kaldığını merak ettim ki her şey orada. Sadece yerleri değişmiş biraz. Bazıları ufak hasarlar almış ama bazıları da olduğu gibi yıkılmadan kalakalmış. İşte o an anladım ki asıl tutunmam gereken onlarmış. Sonra fark ettim de bende astigmat var neyin ne olduğunu uzaktan seçemiyormuşum ve gene hislerime güvenmem gerektiğini de o an anladım. Eh elimden bir şeyler gelmezdi ben de oturup içimdekileri yazayım dedim.

Güne her Pazar olduğu gibi dershaneye gitmekle başladım. Ama hiç gidesim de yoktu hani. Güneş birazcık yüzünü göstermişti ya hemen coştum tabi ne dershanesi ne gitmesi. Dışarıya bir çıktım buz gibi hava. Güneşe baktım soğuğu hissettim. Süs gibi duruyordu öyle biraz sinirlendim gerisingeri dershaneye gittim. Dersler dersleri kovalarken bir ara sıkıldığımı fark ettim. Oturdum kendi kendime bir şeyler karaladım yok o da yetmedi uyuyayım dedim olmadı. Neyse dershaneden kurtuldum sonunda çıktım dışarıya. Malatya’ya bir kitapçı açılmıştı geçenlerde bir gideyim kitap alayım dedim. Tabi hava soğuk hızlı gidiyorum yanımda da bir arkadaşı esir almışım. Girdik kitapçıya adamlar gözümüze gözümüze bakıyor. Hele ben kitapları incelerken birisi dikildi tepeme beni izliyor. Hani belki hırsızımdır çalarım kitapları ya. Neyse ona inat bende oturdum yere kitapları tek tek aldım inceledim. Yanımdaki arkadaş sıkılmasa tüm kitapları elden geçirecektim ama. Aldım kitabımı çıktım kitapçıdan. Düşündüm yemek yesem mi diye. Sonra dedim yok evime gidip yerim bir şeyler bindim otobüse taktım kulaklığı kitabı okumaya daldım. Bir şarkı geçti iki şarkı geçti bakayım nerdeyim dedim bir baktım eve gelmişim bile. Şaşkınım ne çabuk geldim diye ama sorgulamadım iyi bir şey bu sonuçta indim eve girdim. Annem evde yemek isteyince şaşırdı tabi. dışarıda yemeden geldim ya ben bile şaşkınım. Yemek hazırlanana kadar bilgisayara geçeyim dedim açlığımı unutmuşum ne işse. Şu meretin başına geçince birçok şeyi unutuyor insan yahu.

Biraz sonra iki kuzenim geldi bize o sırada yine hatırladım acıktığımı geçtik bir şeyler yedik tabi yemek bitti koş yine bilgisayara sanki ne varsa. Kimse de yok hani konuşacak ne yapıyorum ben de bilmiyorum ama zaman geçiyor tabi. Sonra bir baktım uykum da gelmiş. Hani yapacak bir şey yok sıkıntıdan uyuyacağım zaten kendime yer yapıyorum. Uykum gelmiş gibi. Yattım kanepeye birazdan uyuyacak gibi oldum. ‘Hah tamam!’ dedim kendime. Örttüm üstüme bir şeyler uyuyorum bu arada da bir iki mesaj atıyorum. Tabi asıl mesaj beklediğimden mesaj gelmiyor o daha ayrı bir mesele. Kör olası operatörler kontörsüz bıraktı bizleri. Uyumuş gibi yapıp üç saat sonra tekrar uyandım. Bir de baktım her şey bıraktığım gibi değişen bir şey yok. Geçtim gene nete bekle bakalım kimler gelecek. Gelip gidenle konuş dur falan oyun oyna zaman geçti gibi oldu biraz. Sonra bir de baktım ne yaptım ben hiçbir şey. Nasıl geçti zaman düşün düşün yok bir şey. Ne yapayım ne edeyim derken slayt hazırladım bir iki mesaj bekledim ama gelmeyeceğini de biliyorum. Umut fakirin ekmeğidir ya hani ben de ekmek bekliyorum. Bir ara msn’e girer gibi oldu sanki hayal meyal hatırlıyorum ama. Sonra ben birkaç mesaj yazayım dedim ama lafta da kalmadı yazdım. Geçtim kanepeye tavana bakakaldım. Kendimi şöyle bir eledim süzdüm ‘kalk da yazı yaz’ dedim. Sonra da geçtim yazdım.

Baktım ki yeterince yaşamışım ben dünyada. Göreceğimi görmüş geçireceğimi geçirmişim. Eh gençlere de yer açmak lazım müsaade mi istesem derken baktım daha çok günler varmış. Hem daha yazılacak bir sürü yazı da cabası. Neyse dedim kendi kendime. Bekleyeyim birkaç yüzyıl daha. İşlerimin bittiği bir ara izin veririm gençlere.

Bir Kaçış Sonrası…

PerÅŸembe, 16 Nisan 2009

Okuldan kaçmış ve Selçukgile gitmiştik. Biraz vakit geçirdik, sohbet ettik. Dershane sınavım olduğundan ayrılmam gerekiyordu. Oradakilerle vedalaştım ve dışarı çıktım. Yağmur yağıyordu. Bir nefes aldım ve kendimi dışarıya attım. İlk yağmur damlaları beni ıslatırken yürümeye başladım.

Lojmanlarda olduğumdan nizamiyeye kadar yürümem gerekiyordu. Kaldırıma çıktım ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Yağmur başımdan aşağıya hızlı ve sert bir biçimde dökülürken düşünceler de aynı şekilde beynimden boşalıyordu. Geçmişim ve hatalarım yeniden yaşanıyor gibi üstüme üstüme geliyordu. O acıları yeniden, yeniden hissediyordum. Önüme baktım. Her yağmur damlasında kendimi görüyordum. Hepsinde yaptığım onca şey bana bakıyor yeniden canlanıyordu. Yere düşen her yağmur damlası etrafa sıçradıkça bana sesleniyor bana haykırıyordu. Damlalar yüzümde yayılırken gözlerimi kapattım ve bu düşüncelerden uzaklaşmaya başladım. Kimsenin olmadığı kaldırımda dümdüz yürüyordum. Sonunda kaldırımın alçak kısmında tökezlerken gözlerimi açtım. Nizamiyeye gelmiştim. O küçük yapıya yaklaştım. İçeride bir asker yağmurda ıslanmış olan bana uzunca baktı ve sonra kimliğimi uzattı.

Hemen nizamiyenin yanındaki durağa geçtim ve otobüsü beklemeye koyuldum. Bir iki dakika geçmişti ki sıkılmaya başladığımı fark ettim. O sırada ilerideki demir yolunun da çanları çalmaya başlamıştı. Ağır adımlarla duraktan çıktım ve kendimi o yağmura bir kez daha bıraktım. İleride tren hızla buraya yaklaşıyordu. Demir yolunun tam kenarındaydım ve gözlerimi kapatarak bir adım attım. Yağmur hızını arttırırken karşıya geçtim ve yürümeye devam ettim. Biraz sonra arkamdan hızla geçen trenini hissettim. Yüzümü yukarıya çevirdim. Siyah noktalar gittikçe çoğalıyor ve büyüyorlardı. Gözlerimi kapattım ve yüzüm ıslanırken elimin cebime gitmesine izin verdim. Telefonumu çıkardım ve o an aklımdaki tek kişiye bir mesaj attım. Özge’ye …

Bir yandan mesajlaşıp bir yandan yürüyordum. Bir an etrafıma baktım ve hastaneye kadar geldiğimi fark ettim. Duraktaki insanlar bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Ve ben yaklaştıkça bir iki adım gerilediler. Yağan yağmur yüzümden ve çantamdan musluktan dökülür gibi dökülüyordu. Üşüyordum ama bunu sevmiştim. Karşıya geçmek istedim ve ışıklara yaklaştım. Gözlerim elimdeki telefonda kendimi yola bıraktım. Kırmızı yandığını biliyordum ama bunu önemsemiyordum. Yavaş yavaş karşıya geçerken etraftan gelen korna seslerini zar zor duyuyordum.

Saatime baktım. Geç kalıyordum. İlerideki durağa doğru adımlarımı hızlandırdım ve ilk gelen otobüse sırılsıklam bindim. İnsanlar bana endişeli gözlerle bakarken kendi kendime gülümsüyordum. Çevremdekiler benden birkaç adım uzaklaşırken bu gülümsemem giderek artıyordu. Yere baktım ve üzerimdeki suların yerde küçük bir birikinti oluşturduğunu gördüm. İneceğim durağa gelmemiştim ama yine de inmek istedim. Otobüsten indim ve kendimi bir kez daha, son kez o yağmura bıraktım. Yağmurla birlikte akıp kayboldum.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009