‘hacettepe’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar
Çarşamba, 16 Şubat 2011
Tanıyanlar bilirler Hacettepe üniversitesi fizik mühendisliği bölümünde okuyorum.  Bu hafta ders kayıtları için bizlere ayrılan hafta olup internet üzerinden yaptığımız ders seçimlerini danışman hocalarımıza onaylatmamız gerekiyor. Dün akşam iki misafirim vardı birisi Hacettepe’de AKE (Amerikan kültür ve edebiyatı) okuyan bir arkadaşım diğeri ise Gazi Üniversitesinde endüstri mühendisliği okuyan bir arkadaşımdı. Sabah erken saatte uyandık çünkü Hacettepe’de okuyan diğer arkadaşımla birlikte okula gidip derslerimizi onaylatmamız gerekiyordu. Gazi üniversitesinde okuyan arkadaşımız da evde yalnız kalmasın diye yanımıza alarak okul yoluna düştük. Okula giden köprüde bir başka Hacettepe fizik mühendisliğinde olan arkadaşım arabayla bizi aldı ve yola devam ettik. Nizamiyeye geldiğimizde ben dışarıdan getirdiğim bir arkadaşım için konuşmaya gittim güvenlik görevlilerinin yanına. Bir baba da kızını ders kaydına getirmişti ve konuşuyorlardı. Onlar gidince bana geldi sıra ve daha durumu yeni anlatmaya başlamıştım ki ‘Olmaz. Yasak!’ diye bir tepkiyle karşılaştım. ‘Kimliğini bıraksa misafir olarak girse de mi olmaz?’ diye ısrar ettim bir süre ama nafile kabule etmediler. Ardımdan bindiğimiz arabanın sahibi olan arkadaşım geldi. Onu da arabasında Hacettepe yapışkanı (namı diğer sticker) olmadığı için arabasını içeri alamayacağını söylemişler. O da konuşmaya geldi ama nafile dinlemek bir yana ilgilenmiyorlardı bile. Oysa biraz önce kızını getiren adam konuşup girmişti içeriye. Üstelik yanlarında da kızın bir arkadaşı girmişti Hacettepe’de olmayan!
Biz derdimizi anlatmak isterken onlar bağırıp çağırmaya bizi okul arazisinden kovmaya başladılar. O ana kadar sesimizi yükseltmeden derdimizi anlatmaya çalışan bizler sinirlenmiştik ama hala sakince konuşmaya çalışıyorduk ki arkadan gelen güvenlik şefinin sesini duyduk.  ‘Ebubekir Emre Bozkurt’ dedi bağırarak. Arabanın sahibi olan arkadaşımdı bu. ‘Bize zorluk çıkarma ki biz de sana zorluk çıkarmayalım. Anladın mı?’ diye tehditler savurmaya başladı. Yapacak bir şey yoktu okul bir soruşturma açsa eğitim hayatımız biterdi. Ne de olsa okulun adamlarıydı bunlar bizi koruyacak değildi ya Hacettepe.
Okuldan çıktık ve şansımızı okulun diğer bir kapısında denemeye karar verdik. O kapıya gittiğimizde de derdimizi oradaki görevliye anlattık. Adam sakin bir tavırla arkadaşımızı içeri alamayacağını ama ders kaydına geldiğimiz için arabayla içeri girmemize müsaade edebileceğini söyledi. Arkadaşımızı otobüse binip gönderdik ve içeriye girip ders kaydımızı tamamlayabildik sonunda.
Oysaki içeriye girerken başka bir arkadaşımızın kimliğini alıp girsek sesleri çıkmayacaktı. Ya da köprüde otostopla yapışkanı olan (sticker) bir arabaya binip girmeye çalışsak kimlik kontrolü bile yapmayacaklardı. Ve ya arabayla nizamiyede dururken AR-GE binasına geldiğimizi söylesek bizi el üstünde tutarak içeri alacaklardı. Bizim suçumuz dürüst olmaktı bunu anladık işte orada.
Şenlikte para toplamak ve ya sticker satmak işine gelince içeriye herkesi alan üniversite kendi öğrencilerini bile yapışkanı olmaması nedeniyle içeri almıyordu işte. İçeride bir yancının sorun çıkarmaması için yabancıları kabul etmediğini söyleyen üniversite öğrenci dışında biri gelince içeriye herkesi alabiliyordu nedense. (Kimliği bıraktıktan sonra sorun çıkarsa bile sorun sahibini bilebileceklerdi.) Kısacası paranın üniversite kapısı dahil her kapıyı açtığını ve öğrencilerin söz hakkı bir yana bu ülkede hiçbir hakkı olmadığını bir kere daha ispatlamıştı bize Hacettepe güvenliği. Ne de olsa Türkiye’de yaşıyoruz. Üstünde iş giysisi olan ve belinde silahı olan herkesin ağa olduğu bir düzende yaşıyoruz. Teşekkürler Hacettepe, teşekkürler ATK güvenlik…
Etiketler: Adam, ATK, beytepe, güvenlik, hacettepe, öğrenci, para, şef, sticker, tehdit, teşekkür, üniversite, yapışkan
Kategori: Kendimden | Yorum Yok »
PerÅŸembe, 06 Ocak 2011
saat 05:39
Her ÅŸey karardı. Gözlerimi zorlukla açıyorum. İçtiÄŸim kahvelerden ÅŸu yanımdaki temizlik kovası dolardı sanırım. Uyumadım ve artık uyuyamam da. Çünkü uyanmaktan korkuyorum. Bak yine söyleyemedim uyumaktan korktuÄŸumu. Gözlerimi kapadığım anda beynime üşüşen formüllerden korkuyorum. Her yerde onlar var. Biraz önce kahve fincanında bile onları gördüm. Beni ele geçirdiler. Onlardan kaçamıyorum. Daha biraz önce mutfakta Newton ile Tesla kavga ediyordu. Hem de saçma sapan bir nedenden dolayı. Kızdım onlara sessiz olun evdekiler uyuyor dedim. Küstüler, beni Einstein’a ÅŸikayet edeceklermiÅŸ. ‘Cehennemin dibine kadar yolunuz var’ dedim ve evden attım onları. Kaldım tek başıma buralarda. Dönme potansiyel enerjisi aklımda dönüp dururken ötelemesi beni yiyip bitiriyor. Ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. İki saat sonra evden çıkıp Beytepe yollarına düşeceÄŸim. Otobüsün her freninde kaybettiÄŸim eylemsizliÄŸimle oradan oraya sürüklenirken tutunduÄŸum kola uyguladığım kuvvet artacak. Okula vardığımda zaman varsa bir kahvaltı yaparım. Gerçi çok fazla hareket edip enerji kaybetmemem lazım ne de olsa uyumadım. Sınavda ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. Formüller öylesine benzerler ki tıpkı çinliler gibiler. Hangisini nerede kullanacağım hakkında bir fikrim yok. Sanırım deliriyorum. Biliyor musun biraz önce çözümlü bir soruyu çözümüne bakarak çözebildim. Öylesine mutlu oldum ki anlatamam sana. Bu beni gaza getirdi desem yeridir. Açtım kitabı alakasız soruların bile örneklerine göz attım. Sonra düşündüm… Ben buraya niye geldim? Neden fizik mühendisliÄŸi? Neden doÄŸdum ki ben? Neden yaşıyorum? Hayatı sorgulamaya baÅŸladım anlayacağın. Belki de yaÅŸamıyorum ve bir ölüyüm. Hiçbir fikrim yok bu konuda. Neyi neden yapıyorum bilmiyorum bile. Birazdan, bu yazıyı yazdıktan sonra birkaç çözümlü örnek daha çözmeye çalışıp harmonik hareketi tekrarlayacağım. Zaten hayat hep tekrarlayara geçmiyor mu? Olsun ben alıştım bunlara. Monotonluktan bile iyi ÅŸeyler görmeye çalışıyorum. Sanki sarkaç bir diÄŸer periyodunda farklı bir ÅŸey yapacakmış, noktasal cismimiz bir anda beyaz abiyeli prensesime dönüşecekmiÅŸ gibi. Sanki havaya fırlattığımız o roket baÅŸka gezegene gidip uzaylılarla konuÅŸacakmış gibi. Ve sanki sen bu yazıyı okurken beni anlayacakmışsın gibi iÅŸte. Tabi fizik mühendisiysen, kader ortağımsan ayrı. O zaman elbette anlayacaksındır beni. Ha tabi bir tımarhanede okumuyorsan bu yazıyı. Hayat bu ya benim de oraya gelmem yakındır.
Gözüm yandaki koltukta bulunan tavlaya takıldı. Üzerinde üzerine etkiyen kuvvetin sıfır olduğu bir sinek duruyor. Bu mevsimde sinek olur mu diye düşündüm. Bu meretler her mevsimde oluyor sanırım. Zaten ben bunları yazarken sabit ivmeli bir şekilde uçmaya başladı. Kim bilir o kanat çırpışının periyodu kaçtır. Göremiyorum bile onun kanat çırpıp çırpmadığını. Öldürmeyi düşünmüyorum bile. O kadar salak bir yaratık ki biraz önce cama çarpıp küçük bir momentum kaybıyla geri sekti. Orada cam olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını kaçıncı çarpışında anlayacak acaba? Her çarpışında yayılan ses dalgalarından da mı anlamıyor ya da kafasındaki tepki kuvvetini de mi hissetmiyor bilemiyorum.
Her neyse bu yazıyı çok uzattım sanırım. Her gördüğümü yazmaya başlarım birazdan. İyisi mi son noktayı koyup harmonik harekete dalmak. Hadi kal sağlıcakla. Ha unutmadan Türkiye’de en büyük gerilime sahip iletim hatları ve transformatörler 380 kw mış.
Etiketler: 380, Acı, akım, beytepe, çarpışma, deli, Dünya, einstein, elektrik, Enerji, etki, fikir, fikr, fizik, hacettepe, hareket, harmonik, Hayat, hız, itme, ivme, momentum, mühendis, neden, newton, Otobüs, Sınav, sinek, tepki, tesla, tımarhane, türkiye, vize, yaşa
Kategori: Kafama estikçe | Yorum Yok »
Cuma, 24 Aralık 2010
Garip bir duygu var bu gece içimde. Sanırım değişimin içten içe beni sarışını gösteren bir duygu bu. Sanırım içimdeki o ısrarla büyüttüğüm çocuğun büyüme isteğini fiziksel şiddete çevirmesinden dolayı acıyor içimde bir yerler. Belki de uzun yıllardır beklediğim o gün geldi bu gün. Ayağa kalkmanın hayallerini kurarak yırttığım onca takvim yaprağından sonuncusunu da yırttım bu gün. Ne yapmam gerektiğini bilmediğim o karanlık çağımı geride bırakmak için bir adım atıyorumdur ya da buna benzer bir şeyler oluyordur ruhumun derinliklerinde bir yerde. Öyleyse neden bu kadar sıkkınım ki? Neden yıllarca hissettiğim o boşluk duygusunu başka bir ‘hiç’lik aldı? Nedenlerim böyle sıralandı işte aklımda.
Uzun yıllar oldu böylesine nefes almayalı. Çok hayallerim oldu öylece parmaklarımın arasından kayıp giden. Çok anılarım oldu insanlara gülerken içten içe ağladığım. Ama bu seferki öylesine canımı yaktı ki peşine düşmek istedim. Onca olanlara, onca yaşadıklarıma rağmen nende bu gün hiçbir şey olmamışken böylesine bir ağırlık var üzerimde? Pişmanlıklarım mı? Keşkelerim mi? Neler beni bu dipsiz kuyuya doğru çeken o düşüncelerim?
Tüm zamanların asıl sorusunu soruyorum şimdi kendime. Çoğu kişinin yola başlarken sorduğu benimse en son sorduğum bu soru hayatımı karıştıran asıl etmen. Ben kimim? Bu soruyu buraya yazarken bile dokularım enzimlerini deli gibi salgılayıp kalbimin delicesine çarpmasına neden oluyorlar. Şimdi anlatacaklarımın çoğunu ağzımdan duymadınız belki de. Öyleyse dikkatle okumaya başlayın. Sıradan bir yazı okurcasına odaklanın bana. Sigara içmek isterseniz yakın bir tane, ya da bir kahve yapın okurken içmeyi seviyorsanız bir bira açın. Tek istediğim okumanız. Benim içim değil. Kendiniz için okuyun. Neden sizin hayatınızdayım ve neden bu kadar kafam karışık öğrenin. Öğrenin ki bu hikâyeden kendinize küçük bir pay çıkarın.
Herkesin farklı hayalleri vardır bu kocaman egoist dünyada. İçindeki küçük insanlara bile kinle dolu olan o dünyada neler oluyor hiç merak ettiniz mi? Siz orada öylece kendi sıkıntılarınıza gömülmüşken, para hırsı gözünüzü bürümüşken diÄŸerleri neler yapıyor acaba? Öyle diÄŸer ülkelere deÄŸil komÅŸunuza bakın, dışarıda mutlu mesut eÄŸlenen diÄŸer insanlara bakın. Onlar nasıl mutlu olabiliyorlar? Åžanslarından mı? Belki de… (daha fazla…)
Etiketler: ağla, ali, Aşk, Ben, Çan, Canbay, diriliş, gül, hacettepe, Hayal, Hayat, hikaye, ilişki, İnsan, lise, maske, mutlu, oyun, sevgili, sinema, sır, son, üzül, üzüntü, Yaşam
Kategori: DiriliÅŸ | Yorum Yok »