Sınıfta kendi çapımda takılıyordum. İkinci dönem başlamış ve sınıflar dağıtılmıştı. Sınıftaki yabancı yüzler etraflarına bakınıyor kimi dersle ilgileniyor kimi etrafına bakınıp benim yaptığım gibi yeni yüzleri akılına kazımaya çalışıyordu. O sırada bana doğru gelen hocayı hissedip o tarafa dönmüştüm. Hoca yaklaştı ve bir tiyatro oyunu olduğunu ve eksik kişiler olduğunu söyledi. Ben de katılabileceğimi söylediğimde ertesi gün toplanacağımızdan bahsetmişti.
Ertesi gün dersten sonra okulun yolunu tutmuştum. Neyle karşı karşıya olduğumu bile bilmiyordum. Sadece ‘Gelir misin?’ sorusuna ‘Gelirim.’ diye atlayarak verdiğim cevaptan ibaretti. Okula girdim ve oyuncu adaylarının toplandığı sınıfa girdim. Burada da yabancı yüzlerle karşı karşıyaydım. Biraz sonra hangi rolde olduğum belirlendi ve elimdeki metinle birlikte ön plana çekildim. Sadece okuyacaktım belki ama zor bir durumla karşı karşıyaydım. Tanımadığım, hatta ilk defa gördüğüm insanların karşısındaydım…
İşte böyle başlamıştı her şey. Ne olduğunu bile anlamadan kendimi bir oyunun içinde bulmuştum. Zamanla çalışmalara gide gele alışmaya başladım. Kişileri tanımaya başladıkça daha da rahatladığımı fark ettim. Sonra profesyonel çalışmalar başladı. Sahnede ve profesyonel kişilerin yardımıyla devam etmeye başladık. Oyun akışı bir anda değişmişti. Çok farklı şeyler yapmam gerekiyordu ve bunları yapmam için de kendimi rolünü oynadığım o karaktere çevirmem gerekti. Zorlandım ama alışmak uzun sürmedi. O kadar güzel bir ekip çalışması halindeydik ki herkes kolaylıkla kendi kişiliklerinden sıyrılıp rollerine büründüler. Çünkü hepimiz aynı durumdaydık. Ben onlardan çekiniyorsam onlar da benden çekiniyorlardı. Bu düşünce aklımızdaki çekinme eylemini de ortadan kaldırmıştı.
Son zamanlar yaklaştıkça hepimizde yetiştirememe korkusu başlamıştı. Provalar sıklaşmış ve herkes bu işe odaklanmıştı. İyi şeyler çıkıyordu ve sonunda her şey tamamlanmıştı. Artık prova yapmak gerekiyordu. Oyun baştan sona provalanırken yeni şeyler eklenip değişiklikler yapılıyor bunlara hemen uyum sağlayabiliyorduk. Ve sonunda gösterim günü gelmişti. Herkes oyundan bir saat önce toplanmıştı makyajlar ve son düzenlemeler yapılıyordu. Herkesin heyecanı gözlerinden okunuyordu. Zaman yaklaştıkça heyecan artıyordu. O kadar çalışmadan sonra ektiklerimizi toplamanın vakti gelmişti.
Seyirciler içeri alınmaya başladığında heyecan üst noktadaydı. Sessiz bir bekleyiş hakimdi ve sonunda ‘başla’ komutu gelmiş herkes oyuna başlamıştı. Sahneye bir kere çıktıktan sonra heyecan da bizimle beraber kayboluyordu. Karşımızdaki kalabalık artık bizi korkutmuyordu. Kendimizi oyuna ve rollerimize kaptırdık ve neler olduğunu anlamadan bitivermişti. Sahnedeki alkışlar ve o bağırışlar her şeye değerdi işte. O kadar emeğe ve o kadar çalışmaya değerdi. Karşılığını şimdi alıyorduk.
İkinci gösterime gelene kadar tebrikleri duyduk. Tüm okulda duyulmuÅŸtuk. Gelenler oyunu çok sevmiÅŸler ve herkese anlatmışlardı. İkinci gösterim yaklaÅŸtığında ilkinden biraz daha az olan heyecan yine içimizdeydi. Ama kısa sürede o da geçti ve o gösterim de bitmiÅŸti. Sırayla sahneye çıktık ve Alkışlandık. Tebrik edildik. Her ÅŸey bittikten sonra yine kulisteydik. Makyajlar çıktı, kostümler çıkarıldı. Biraz sonra herkes günlük hayatına dönmüştü. O binadan çıkıp yürümeye baÅŸlamıştım. Bir an aklımda dönen düşünceyle geriye döndüm ve baktım. Peki ya ÅŸimdi?.. (daha fazla…)









