Küçükken ulaşılamaz ve kötü bir şeymiş gibi gösterildi bizlere sevgililik. Böyle yadırganan bir durum gibiydi ama bunun yanında makarası da çok dönerdi. Ailelerde başlardı bu da “Oğlum sana şu kızı ayarlayayım mı?”, “Bak bu da senin beşik kertmen” derdi büyüklerimiz her gördüğü yaşı bizimle aynı civarda bulunan kızlara. Bir de kız arkadaşlarının kızıysa dalga iyice sürerdi. Önce kız babası ters ters bir bakardı “Sana kız mız yok!” dercesine. Sonra kendi büyükleriniz devreye girer bir nevi kız isteme merasimi olurdu dalga bu ya. Ardından kız babası sana sert sert bakıp “Gel de kayınbabanın elini öp şerefsiz.” diyiverirdi. Siz anlasanız da duru güler ve onların eğlenmelerine izin verirdiniz. Sanki siz ebeveyn onlar çocukmuş gibi.
Ulaşılmazmış gibi görünen bu kavram daha çok merak uyandırıp sizi kendine doğru çekerdi ama üstte bahsettiğim nedenlerden dolayı da saklanırdı ister istemez. Hele bir de gençlik dizilerinin başladığı çağlarda büyüyorsanız iyice bir merak eder ve bir kız arkadaş ister olursunuz.
İşte tam da böyle bir dönemde, tüm bu söylediklerimin iç içe geçtiği ilkokul yıllarımda birini gözüme kestirmiştim. Çok garip bir durumdur ki kendileri hem en büyük düşmanım ve en büyük hedefim olmuşlardı o dönemde. Sınıf içi ders ortalaması yönünden yarıştığım o kıza karşı bir sevgi beslediğimi yakın arkadaşlarımdan tutun ailemin içine kadar birçok kişi bilirdi. Eminim ki o da biliyordu tıpkı o dönemler benim de onu bildiğim gibi. Sık sık görüşebileceğim biri olduğundan ve bendeki aşırı utangaçlık yüzünden açılma fırsatlarını hep suya düşürmüşümdür. Hani böyle tam yanında tam açılacaksın ama daha çocuksun ya neyi nasıl yapacaksın bilinmez. Bir de ilk deneyiminse sıçtın sayılır. Tam söyleyecekken hop yutarsın gider ve başka bir konu üzerine konuşmaya başlarsın. (daha fazla…)









