‘heyecan’ olarak etiketlenmiş yazılar

Birinci ‘O’

Çarşamba, 20 Nisan 2011

Küçükken ulaşılamaz ve kötü bir şeymiş gibi gösterildi bizlere sevgililik. Böyle yadırganan bir durum gibiydi ama bunun yanında makarası da çok dönerdi.  Ailelerde başlardı bu da “Oğlum sana şu kızı ayarlayayım mı?”, “Bak bu da senin beşik kertmen” derdi büyüklerimiz her gördüğü yaşı bizimle aynı civarda bulunan kızlara. Bir de kız arkadaşlarının kızıysa dalga iyice sürerdi. Önce kız babası ters ters bir bakardı “Sana kız mız yok!” dercesine. Sonra kendi büyükleriniz devreye girer bir nevi kız isteme merasimi olurdu dalga bu ya. Ardından kız babası sana sert sert bakıp “Gel de kayınbabanın elini öp şerefsiz.” diyiverirdi. Siz anlasanız da duru güler ve onların eğlenmelerine izin verirdiniz. Sanki siz ebeveyn onlar çocukmuş gibi.

Ulaşılmazmış gibi görünen bu kavram daha çok merak uyandırıp sizi kendine doğru çekerdi ama üstte bahsettiğim nedenlerden dolayı da saklanırdı ister istemez. Hele bir de gençlik dizilerinin başladığı çağlarda büyüyorsanız iyice bir merak eder ve bir kız arkadaş ister olursunuz.

İşte tam da böyle bir dönemde, tüm bu söylediklerimin iç içe geçtiği ilkokul yıllarımda birini gözüme kestirmiştim. Çok garip bir durumdur ki kendileri hem en büyük düşmanım ve en büyük hedefim olmuşlardı o dönemde. Sınıf içi ders ortalaması yönünden yarıştığım o kıza karşı bir sevgi beslediğimi yakın arkadaşlarımdan tutun ailemin içine kadar birçok kişi bilirdi. Eminim ki o da biliyordu tıpkı o dönemler benim de onu bildiğim gibi. Sık sık görüşebileceğim biri olduğundan ve bendeki aşırı utangaçlık yüzünden açılma fırsatlarını hep suya düşürmüşümdür. Hani böyle tam yanında tam açılacaksın ama daha çocuksun ya neyi nasıl yapacaksın bilinmez. Bir de ilk deneyiminse sıçtın sayılır. Tam söyleyecekken hop yutarsın gider ve başka bir konu üzerine konuşmaya başlarsın. (daha fazla…)

Bir Gösteri, Bin Düşünce

Cuma, 14 Mayıs 2010

Sınıfta kendi çapımda takılıyordum. İkinci dönem başlamış ve sınıflar dağıtılmıştı. Sınıftaki yabancı yüzler etraflarına bakınıyor kimi dersle ilgileniyor kimi etrafına bakınıp benim yaptığım gibi yeni yüzleri akılına kazımaya çalışıyordu. O sırada bana doğru gelen hocayı hissedip o tarafa dönmüştüm. Hoca yaklaştı ve bir tiyatro oyunu olduğunu ve eksik kişiler olduğunu söyledi. Ben de katılabileceğimi söylediğimde ertesi gün toplanacağımızdan bahsetmişti.

Ertesi gün dersten sonra okulun yolunu tutmuştum. Neyle karşı karşıya olduğumu bile bilmiyordum. Sadece ‘Gelir misin?’ sorusuna ‘Gelirim.’ diye atlayarak verdiğim cevaptan ibaretti. Okula girdim ve oyuncu adaylarının toplandığı sınıfa girdim. Burada da yabancı yüzlerle karşı karşıyaydım. Biraz sonra hangi rolde olduğum belirlendi ve elimdeki metinle birlikte ön plana çekildim. Sadece okuyacaktım belki ama zor bir durumla karşı karşıyaydım. Tanımadığım, hatta ilk defa gördüğüm insanların karşısındaydım…


İşte böyle başlamıştı her şey. Ne olduğunu bile anlamadan kendimi bir oyunun içinde bulmuştum. Zamanla çalışmalara gide gele alışmaya başladım. Kişileri tanımaya başladıkça daha da rahatladığımı fark ettim. Sonra profesyonel çalışmalar başladı. Sahnede ve profesyonel kişilerin yardımıyla devam etmeye başladık. Oyun akışı bir anda değişmişti. Çok farklı şeyler yapmam gerekiyordu ve bunları yapmam için de kendimi rolünü oynadığım o karaktere çevirmem gerekti. Zorlandım ama alışmak uzun sürmedi. O kadar güzel bir ekip çalışması halindeydik ki herkes kolaylıkla kendi kişiliklerinden sıyrılıp rollerine büründüler. Çünkü hepimiz aynı durumdaydık. Ben onlardan çekiniyorsam onlar da benden çekiniyorlardı. Bu düşünce aklımızdaki çekinme eylemini de ortadan kaldırmıştı.

Son zamanlar yaklaştıkça hepimizde yetiştirememe korkusu başlamıştı. Provalar sıklaşmış ve herkes bu işe odaklanmıştı. İyi şeyler çıkıyordu ve sonunda her şey tamamlanmıştı. Artık prova yapmak gerekiyordu. Oyun baştan sona provalanırken yeni şeyler eklenip değişiklikler yapılıyor bunlara hemen uyum sağlayabiliyorduk. Ve sonunda gösterim günü gelmişti. Herkes oyundan bir saat önce toplanmıştı makyajlar ve son düzenlemeler yapılıyordu. Herkesin heyecanı gözlerinden okunuyordu. Zaman yaklaştıkça heyecan artıyordu. O kadar çalışmadan sonra ektiklerimizi toplamanın vakti gelmişti.

Seyirciler içeri alınmaya başladığında heyecan üst noktadaydı. Sessiz bir bekleyiş hakimdi ve sonunda ‘başla’ komutu gelmiş herkes oyuna başlamıştı. Sahneye bir kere çıktıktan sonra heyecan da bizimle beraber kayboluyordu. Karşımızdaki kalabalık artık bizi korkutmuyordu. Kendimizi oyuna ve rollerimize kaptırdık ve neler olduğunu anlamadan bitivermişti. Sahnedeki alkışlar ve o bağırışlar her şeye değerdi işte. O kadar emeğe ve o kadar çalışmaya değerdi. Karşılığını şimdi alıyorduk.

İkinci gösterime gelene kadar tebrikleri duyduk. Tüm okulda duyulmuştuk. Gelenler oyunu çok sevmişler ve herkese anlatmışlardı. İkinci gösterim yaklaştığında ilkinden biraz daha az olan heyecan yine içimizdeydi. Ama kısa sürede o da geçti ve o gösterim de bitmişti. Sırayla sahneye çıktık ve Alkışlandık. Tebrik edildik. Her şey bittikten sonra yine kulisteydik. Makyajlar çıktı, kostümler çıkarıldı. Biraz sonra herkes günlük hayatına dönmüştü. O binadan çıkıp yürümeye başlamıştım. Bir an aklımda dönen düşünceyle geriye döndüm ve baktım. Peki ya şimdi?.. (daha fazla…)

Hayat akıp giderken.

Pazar, 19 Nisan 2009

Bir günün daha sonundayım. Hoş geçen, hiçbir şeyden zevk alamadığım bir gün. Günler artık sıradanlaşmaya başlamışken bu gün son darbeyi indirdi resmen. Gene aklıma bazı soru işaretleriyle gelip onları cevaplamandan yok olup gitti. Ben ise sadece arkalarından boş gözlerle bakınmakla yetindim. İçimde ise bir fırtına diğerine sebep oldu ve her şey yıkılıp savruldu. Sonra dönüp geriye baktım. Nelerin kaldığını merak ettim ki her şey orada. Sadece yerleri değişmiş biraz. Bazıları ufak hasarlar almış ama bazıları da olduğu gibi yıkılmadan kalakalmış. İşte o an anladım ki asıl tutunmam gereken onlarmış. Sonra fark ettim de bende astigmat var neyin ne olduğunu uzaktan seçemiyormuşum ve gene hislerime güvenmem gerektiğini de o an anladım. Eh elimden bir şeyler gelmezdi ben de oturup içimdekileri yazayım dedim.

Güne her Pazar olduğu gibi dershaneye gitmekle başladım. Ama hiç gidesim de yoktu hani. Güneş birazcık yüzünü göstermişti ya hemen coştum tabi ne dershanesi ne gitmesi. Dışarıya bir çıktım buz gibi hava. Güneşe baktım soğuğu hissettim. Süs gibi duruyordu öyle biraz sinirlendim gerisingeri dershaneye gittim. Dersler dersleri kovalarken bir ara sıkıldığımı fark ettim. Oturdum kendi kendime bir şeyler karaladım yok o da yetmedi uyuyayım dedim olmadı. Neyse dershaneden kurtuldum sonunda çıktım dışarıya. Malatya’ya bir kitapçı açılmıştı geçenlerde bir gideyim kitap alayım dedim. Tabi hava soğuk hızlı gidiyorum yanımda da bir arkadaşı esir almışım. Girdik kitapçıya adamlar gözümüze gözümüze bakıyor. Hele ben kitapları incelerken birisi dikildi tepeme beni izliyor. Hani belki hırsızımdır çalarım kitapları ya. Neyse ona inat bende oturdum yere kitapları tek tek aldım inceledim. Yanımdaki arkadaş sıkılmasa tüm kitapları elden geçirecektim ama. Aldım kitabımı çıktım kitapçıdan. Düşündüm yemek yesem mi diye. Sonra dedim yok evime gidip yerim bir şeyler bindim otobüse taktım kulaklığı kitabı okumaya daldım. Bir şarkı geçti iki şarkı geçti bakayım nerdeyim dedim bir baktım eve gelmişim bile. Şaşkınım ne çabuk geldim diye ama sorgulamadım iyi bir şey bu sonuçta indim eve girdim. Annem evde yemek isteyince şaşırdı tabi. dışarıda yemeden geldim ya ben bile şaşkınım. Yemek hazırlanana kadar bilgisayara geçeyim dedim açlığımı unutmuşum ne işse. Şu meretin başına geçince birçok şeyi unutuyor insan yahu.

Biraz sonra iki kuzenim geldi bize o sırada yine hatırladım acıktığımı geçtik bir şeyler yedik tabi yemek bitti koş yine bilgisayara sanki ne varsa. Kimse de yok hani konuşacak ne yapıyorum ben de bilmiyorum ama zaman geçiyor tabi. Sonra bir baktım uykum da gelmiş. Hani yapacak bir şey yok sıkıntıdan uyuyacağım zaten kendime yer yapıyorum. Uykum gelmiş gibi. Yattım kanepeye birazdan uyuyacak gibi oldum. ‘Hah tamam!’ dedim kendime. Örttüm üstüme bir şeyler uyuyorum bu arada da bir iki mesaj atıyorum. Tabi asıl mesaj beklediğimden mesaj gelmiyor o daha ayrı bir mesele. Kör olası operatörler kontörsüz bıraktı bizleri. Uyumuş gibi yapıp üç saat sonra tekrar uyandım. Bir de baktım her şey bıraktığım gibi değişen bir şey yok. Geçtim gene nete bekle bakalım kimler gelecek. Gelip gidenle konuş dur falan oyun oyna zaman geçti gibi oldu biraz. Sonra bir de baktım ne yaptım ben hiçbir şey. Nasıl geçti zaman düşün düşün yok bir şey. Ne yapayım ne edeyim derken slayt hazırladım bir iki mesaj bekledim ama gelmeyeceğini de biliyorum. Umut fakirin ekmeğidir ya hani ben de ekmek bekliyorum. Bir ara msn’e girer gibi oldu sanki hayal meyal hatırlıyorum ama. Sonra ben birkaç mesaj yazayım dedim ama lafta da kalmadı yazdım. Geçtim kanepeye tavana bakakaldım. Kendimi şöyle bir eledim süzdüm ‘kalk da yazı yaz’ dedim. Sonra da geçtim yazdım.

Baktım ki yeterince yaşamışım ben dünyada. Göreceğimi görmüş geçireceğimi geçirmişim. Eh gençlere de yer açmak lazım müsaade mi istesem derken baktım daha çok günler varmış. Hem daha yazılacak bir sürü yazı da cabası. Neyse dedim kendi kendime. Bekleyeyim birkaç yüzyıl daha. İşlerimin bittiği bir ara izin veririm gençlere.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009