Bir kuş gördüm bu gün. Kanatlarını sonuna kadar açmış bir kuş gördüm. Uçuyordu özgürlüğe doğru. Onun her kanat çırpışında ben heyecanlanıyordum. O kadar yüksekteydi ki “Onun yerinde olmak için neler vermem ki!” diye düşündüm içimde. Bir kuş olmak ve gökyüzüne kanat açmak, uçmak gidebildiğince, süzülerek yere inmek. İnsanoğlunun geçmişten gelen en büyük hayalini gerçekleştirmek için neler vermezdim ki!
Ben bunları düşünürken ise altında bulunduğum ağacın üzerindeki bir serçe sağ omzuma sıçtı.
Şimdi gökyüzünde uçan o şey de kuş, üzerime sıçan serçe de. Gel bu kararı sen ver be okuyucu hata bunun neresinde?
İkisi de bir bakıma özgürlüklerini sergiledi aslında birisi uçup kaçabileceğini gösterdi bana diğeri ise sıçıp kaçabileceğini. İkisi de kabiliyetlerini serdi gözlerimin önüne. Bana da düşünmek kaldı onlar davranışlarına devam ederken.
İnsanlık da böyle işte be okuyucu. Her birimizin farklı yetenekleri, her birimizin farklı özellikleri var. Kimimiz sadece iyi özelliklerimizi sergilerken kimimiz bunun yanında kötüleri de serer diğer gözlerinin önüne. Ama sonuçta kuşun kuş olduğu gibi insan da insan be okuyucu. Her birimizin kötü bir özelliğinin de olduğunu kabul etmek gerek şimdi burada.
Önemli olan ise hangi özelliğimizle tanındığımızdır şu yaban dünyada. Kim bizi nasıl tanıyor onu sorgulamak lazım. Arkamızdan konuşulanları duyabilmek ya da kendimizi gözleyebilmek lazım bizlere.
Düşünün bir günlük hareketlerinizi. Ne yaptınız diye bakının geçmişinize. Neyi iyi neyi kötü yaptığınızın farkına varın ve sonra “Ben nerede hata yaptım?” diye isyanlara girin derim ben.
Anlayana bu kısa yazı kârdır diyorum ve son noktayı koyuyorum. Kalın sağlıcakla!









