‘Korku’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Ya Evde Yoksan

Salı, 24 Ocak 2012

Şüphe ve belirsizlik… Åžu hayatta nefret ettiÄŸim iki durum diyebilirim bunlara sayın okuyucu. Her ÅŸey yolunda giderken bile bu ikisinden biri var ise iÅŸin içinde o iÅŸ o yoldan çıkacaktır emin ol. EÄŸer bu iki durum söz konusu ise iyisi mi sen bırak ve git okuyucu, beni dinle. Kendi kendini ne üzeceksin boÅŸu boÅŸuna, çabaların daha çok karışıklık getirecek nasıl olsa.

Sana söylediğime bakma be okuyucu ben de aynı derdin yolcusuyum. Ne bırakıp gidebiliyorum ne de bu düşüncelerimi susturabiliyorum. Üstelik bende iki hal birden var be okuyucu. Hem şüphelerim hem de belirsiz bir sonum var. Her şey yolunda gibi görünse de kafamı kendi kendime karıştırasım var.

Adım atmaya korkar oldum işte. Ya sonunda ulaşamazsam gideceğim yere diye dertlenir oldum. Gülümsemekten korkuyorum be okuyucu. Gülüş sayımız belliyse hepsini bitirmeyeyim diyorum hani ilerde lazım olur belki.

O değil de kesinliğin gözünü seveyim be. Sonuç olumsuz bile olsa şu belirsizlikten iyidir kanımca. Çabalayıp da sonunda her şeyin bir fiyaskodan ibaret olduğunu görmektense yol yakınken inceldiği yerden bitiriverirsin işi. Haksız mıyım be okuyucu?

 

Gene şöyle bir durup düşündüm de şu şüphe ve belirsizlik ne menem bir şey yahu. En mutlu anlarınızda kapılırsınız bunların etkisine çoğu zaman. Hani ortada bir neden bile yokken hoop geliverirler. Tüm mutluluğunuzu zehir zıkkım ederler farzı misal.

Gene söylemek istediklerimi diyemeden gidiveriyorum ve okuyucu. Ne yapsam da çıkmıyor işte dışarıya. Ne kadar çalışsam da içime attıklarım çıkartamıyorum bir türlü. İyisi mi biz böyle devam edelim. Ben anlatmaya çalışayım sen de anlamaya, belki bir yol buluruz ha? Belki bir gün bir yerde oturur da dertleşiriz seninle. Belki o gün anlarsın beni tüm benliğinle. Anlarsın belki ben anlatamasam da buraya yazdıklarımın benim için anlamını be okuyucu.

Haydi kal sağlıcakla.

 

Özel Not: Yazıyın ardından Orhan Gencebay’dan Ya Evde Yoksan’ı dinlemeyi sakın ola ki deneme!

Eksik Duygular : Güven

Pazartesi, 23 Mayıs 2011

İsyankar bedenimde şekillendi bu duygusuz hallerim. Duygusuz bir aileden gelmiyorum, ya da sorunlu bir çocukluğum olmadı. Sadece nankör bir ruhum var belki de bu durumda olmama neden olan.  Yoksun olduğum başlıca duygu belki de güven. Beni insanlardan kaçıran bu iki kelimelik duygu işte. Beni kendi içime kapatıp kendi derinliklerime gömen bir duygu.

Küçük yaşlarda güvenmemeyi öğrendim. İşin garibi ne haksızlığa uğradım ne de ihanete; ne biri beni üzdü ne de biri beni kandırdı. Sadece kendi yaptıklarım getirdi beni bu yola. Daha altı yaşında bir çocuğu derin bir inşaat çukuruna atan bendim çıkamamasını umarak. Onu oradan çıkaran arkadaşlarıma kızan bendim o yaşımda. Ya da birinci sınıfta sırf bir hareketine gıcık oldum diye bir çocuğun kafasına delik açıp öğretmen tarafından bodruma kilitlenen bendim.

Kavgalarla büyüdüm uzun bir süre. Ta ki eski bir evden taşınıp sadece yeşillikler içinde başka bir yere gidene kadar. Orası öğretti bana birçok şeyi. Bir çayın kenarında büyümeye çalıştım evden dışarıya diye çıktığım o günlerde. Ağaçların tepesinde benim yanımdaki dala konan kuşlar aklımı başıma getirdi ilkokul dönemlerimde.

Sonra bir gün babamın getirdiÄŸi ‘On Emir’ filimde gördüm insanların ne kadar hain olabileceÄŸini. İlahi gördükleri insanı bile arkasından vurabileceklerini gördüm. Kendi yaptıklarımı gördüm o gün. Kaçmam gerekenin sadece insanlar olduÄŸunu fark ettim o gün. (daha fazla…)

Bir Gösteri, Bin Düşünce

Cuma, 14 Mayıs 2010

Sınıfta kendi çapımda takılıyordum. İkinci dönem başlamış ve sınıflar dağıtılmıştı. Sınıftaki yabancı yüzler etraflarına bakınıyor kimi dersle ilgileniyor kimi etrafına bakınıp benim yaptığım gibi yeni yüzleri akılına kazımaya çalışıyordu. O sırada bana doğru gelen hocayı hissedip o tarafa dönmüştüm. Hoca yaklaştı ve bir tiyatro oyunu olduğunu ve eksik kişiler olduğunu söyledi. Ben de katılabileceğimi söylediğimde ertesi gün toplanacağımızdan bahsetmişti.

Ertesi gün dersten sonra okulun yolunu tutmuştum. Neyle karşı karşıya olduğumu bile bilmiyordum. Sadece ‘Gelir misin?’ sorusuna ‘Gelirim.’ diye atlayarak verdiğim cevaptan ibaretti. Okula girdim ve oyuncu adaylarının toplandığı sınıfa girdim. Burada da yabancı yüzlerle karşı karşıyaydım. Biraz sonra hangi rolde olduğum belirlendi ve elimdeki metinle birlikte ön plana çekildim. Sadece okuyacaktım belki ama zor bir durumla karşı karşıyaydım. Tanımadığım, hatta ilk defa gördüğüm insanların karşısındaydım…


İşte böyle başlamıştı her şey. Ne olduğunu bile anlamadan kendimi bir oyunun içinde bulmuştum. Zamanla çalışmalara gide gele alışmaya başladım. Kişileri tanımaya başladıkça daha da rahatladığımı fark ettim. Sonra profesyonel çalışmalar başladı. Sahnede ve profesyonel kişilerin yardımıyla devam etmeye başladık. Oyun akışı bir anda değişmişti. Çok farklı şeyler yapmam gerekiyordu ve bunları yapmam için de kendimi rolünü oynadığım o karaktere çevirmem gerekti. Zorlandım ama alışmak uzun sürmedi. O kadar güzel bir ekip çalışması halindeydik ki herkes kolaylıkla kendi kişiliklerinden sıyrılıp rollerine büründüler. Çünkü hepimiz aynı durumdaydık. Ben onlardan çekiniyorsam onlar da benden çekiniyorlardı. Bu düşünce aklımızdaki çekinme eylemini de ortadan kaldırmıştı.

Son zamanlar yaklaştıkça hepimizde yetiştirememe korkusu başlamıştı. Provalar sıklaşmış ve herkes bu işe odaklanmıştı. İyi şeyler çıkıyordu ve sonunda her şey tamamlanmıştı. Artık prova yapmak gerekiyordu. Oyun baştan sona provalanırken yeni şeyler eklenip değişiklikler yapılıyor bunlara hemen uyum sağlayabiliyorduk. Ve sonunda gösterim günü gelmişti. Herkes oyundan bir saat önce toplanmıştı makyajlar ve son düzenlemeler yapılıyordu. Herkesin heyecanı gözlerinden okunuyordu. Zaman yaklaştıkça heyecan artıyordu. O kadar çalışmadan sonra ektiklerimizi toplamanın vakti gelmişti.

Seyirciler içeri alınmaya başladığında heyecan üst noktadaydı. Sessiz bir bekleyiş hakimdi ve sonunda ‘başla’ komutu gelmiş herkes oyuna başlamıştı. Sahneye bir kere çıktıktan sonra heyecan da bizimle beraber kayboluyordu. Karşımızdaki kalabalık artık bizi korkutmuyordu. Kendimizi oyuna ve rollerimize kaptırdık ve neler olduğunu anlamadan bitivermişti. Sahnedeki alkışlar ve o bağırışlar her şeye değerdi işte. O kadar emeğe ve o kadar çalışmaya değerdi. Karşılığını şimdi alıyorduk.

İkinci gösterime gelene kadar tebrikleri duyduk. Tüm okulda duyulmuÅŸtuk. Gelenler oyunu çok sevmiÅŸler ve herkese anlatmışlardı. İkinci gösterim yaklaÅŸtığında ilkinden biraz daha az olan heyecan yine içimizdeydi. Ama kısa sürede o da geçti ve o gösterim de bitmiÅŸti. Sırayla sahneye çıktık ve Alkışlandık. Tebrik edildik. Her ÅŸey bittikten sonra yine kulisteydik. Makyajlar çıktı, kostümler çıkarıldı. Biraz sonra herkes günlük hayatına dönmüştü. O binadan çıkıp yürümeye baÅŸlamıştım. Bir an aklımda dönen düşünceyle geriye döndüm ve baktım. Peki ya ÅŸimdi?.. (daha fazla…)

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009