Boş günler ardı sıra birbirini kovalarcasına ilerlerken düşünecek zaman tanıdılar bana bir nevi. İnsanları gözlemleme, hayatı eleştirme fırsatı tanıdı bana geçen üç hafta. Gariptir ki farklı ruh hallerine bürünür oldum ve gariptir ki kendimi unutur oldum zamanla. Sanki hayatımın son iki yılı silinip gitmişçesine bir hisse kapılır oldum. Sanki bu eve hiç taşınmamış, buralara hiç uğramamış; sanki üniversiteye hiç başlamamışım gibi. Bir rüyada ve her an uyanacakmış gibi.
Sahte gelmeye başladı her şey bir anda. Bu hayat, bu ev, bu okul, bu olanların hepsi sahteymişçesine. Karışık ve garip bir şekilde huzurlu bir düşünceydi beni saran. Her düşüncenin sonunda gülümsediğimi fark ettim. “İnanmasan da bu hayat senin!” dedim kendime. Devam ettim yürümeye. Devam ettim o evden çıkıp o okula gitmeye ve sonra geri dönmeye.
Atmaya başladım aklımdaki düşünceleri bir kenara. Çıkarmaya başladım içimdeki üzücü duyguları bir yana. Sonunda sildim attım beni kıran, beni inciten düşüncelerimi aklımdan. Birkaç kişiyi sildim hayatımdan, birkaç kişiyi de farklı yerlere bıraktım kendi ellerimle. Belki daha kırıcı ama daha doğru olanı yaptım sonunda. Nefes aldım işte o anda. Tekrar huzur buldu bedenimin içinde kaybolup giden o ruhum.
Gönderdim kendimi bir başka köşeye. “Hadi yaşa bir de bu tarafta.” dedim gülümseyerek. Başladım yeni çizgiler belirlemeye. Mutluydum ama fark ettim ki eksiktim. İki yıllık bir eksiklikti bu. İki yıllık bir durgunluk ve kaybolmuşluk. “Onların tanıdığı Ali Can sen değilsin.” dedim kendime “Şimdi dürüst ol ve kendini göster.”
Artık buradayım. Ayaktayım ve yürüyorum. Nefes alıp verirken her anımı içime çekiyorum. Mutlu ve huzurlu bir şekilde geliyorum oraya. Bendeki üç çocukla ilerliyor, onlarla büyüyorum. Ben aslında buyum.









