‘Okul’ olarak etiketlenmiş yazılar

Kendimi Bulmak

Cumartesi, 16 Nisan 2011

Boş günler ardı sıra birbirini kovalarcasına ilerlerken düşünecek zaman tanıdılar bana bir nevi. İnsanları gözlemleme, hayatı eleştirme fırsatı tanıdı bana geçen üç hafta. Gariptir ki farklı ruh hallerine bürünür oldum ve gariptir ki kendimi unutur oldum zamanla. Sanki hayatımın son iki yılı silinip gitmişçesine bir hisse kapılır oldum. Sanki bu eve hiç taşınmamış, buralara hiç uğramamış; sanki üniversiteye hiç başlamamışım gibi. Bir rüyada ve her an uyanacakmış gibi.

Sahte gelmeye başladı her şey bir anda. Bu hayat, bu ev, bu okul, bu olanların hepsi sahteymişçesine. Karışık ve garip bir şekilde huzurlu bir düşünceydi beni saran. Her düşüncenin sonunda gülümsediğimi fark ettim. “İnanmasan da bu hayat senin!” dedim kendime. Devam ettim yürümeye. Devam ettim o evden çıkıp o okula gitmeye ve sonra geri dönmeye.

Atmaya başladım aklımdaki düşünceleri bir kenara. Çıkarmaya başladım içimdeki üzücü duyguları bir yana. Sonunda sildim attım beni kıran, beni inciten düşüncelerimi aklımdan. Birkaç kişiyi sildim hayatımdan, birkaç kişiyi de farklı yerlere bıraktım kendi ellerimle. Belki daha kırıcı ama daha doğru olanı yaptım sonunda. Nefes aldım işte o anda. Tekrar huzur buldu bedenimin içinde kaybolup giden o ruhum.

Gönderdim kendimi bir başka köşeye. “Hadi yaşa bir de bu tarafta.” dedim gülümseyerek. Başladım yeni çizgiler belirlemeye. Mutluydum ama fark ettim ki eksiktim. İki yıllık bir eksiklikti bu. İki yıllık bir durgunluk ve kaybolmuşluk. “Onların tanıdığı Ali Can sen değilsin.” dedim kendime “Şimdi dürüst ol ve kendini göster.”

Artık buradayım. Ayaktayım ve yürüyorum. Nefes alıp verirken her anımı içime çekiyorum. Mutlu ve huzurlu bir şekilde geliyorum oraya. Bendeki üç çocukla ilerliyor, onlarla büyüyorum. Ben aslında buyum.

 

Bir Kaçış Sonrası…

Perşembe, 16 Nisan 2009

Okuldan kaçmış ve Selçukgile gitmiştik. Biraz vakit geçirdik, sohbet ettik. Dershane sınavım olduğundan ayrılmam gerekiyordu. Oradakilerle vedalaştım ve dışarı çıktım. Yağmur yağıyordu. Bir nefes aldım ve kendimi dışarıya attım. İlk yağmur damlaları beni ıslatırken yürümeye başladım.

Lojmanlarda olduğumdan nizamiyeye kadar yürümem gerekiyordu. Kaldırıma çıktım ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Yağmur başımdan aşağıya hızlı ve sert bir biçimde dökülürken düşünceler de aynı şekilde beynimden boşalıyordu. Geçmişim ve hatalarım yeniden yaşanıyor gibi üstüme üstüme geliyordu. O acıları yeniden, yeniden hissediyordum. Önüme baktım. Her yağmur damlasında kendimi görüyordum. Hepsinde yaptığım onca şey bana bakıyor yeniden canlanıyordu. Yere düşen her yağmur damlası etrafa sıçradıkça bana sesleniyor bana haykırıyordu. Damlalar yüzümde yayılırken gözlerimi kapattım ve bu düşüncelerden uzaklaşmaya başladım. Kimsenin olmadığı kaldırımda dümdüz yürüyordum. Sonunda kaldırımın alçak kısmında tökezlerken gözlerimi açtım. Nizamiyeye gelmiştim. O küçük yapıya yaklaştım. İçeride bir asker yağmurda ıslanmış olan bana uzunca baktı ve sonra kimliğimi uzattı.

Hemen nizamiyenin yanındaki durağa geçtim ve otobüsü beklemeye koyuldum. Bir iki dakika geçmişti ki sıkılmaya başladığımı fark ettim. O sırada ilerideki demir yolunun da çanları çalmaya başlamıştı. Ağır adımlarla duraktan çıktım ve kendimi o yağmura bir kez daha bıraktım. İleride tren hızla buraya yaklaşıyordu. Demir yolunun tam kenarındaydım ve gözlerimi kapatarak bir adım attım. Yağmur hızını arttırırken karşıya geçtim ve yürümeye devam ettim. Biraz sonra arkamdan hızla geçen trenini hissettim. Yüzümü yukarıya çevirdim. Siyah noktalar gittikçe çoğalıyor ve büyüyorlardı. Gözlerimi kapattım ve yüzüm ıslanırken elimin cebime gitmesine izin verdim. Telefonumu çıkardım ve o an aklımdaki tek kişiye bir mesaj attım. Özge’ye …

Bir yandan mesajlaşıp bir yandan yürüyordum. Bir an etrafıma baktım ve hastaneye kadar geldiğimi fark ettim. Duraktaki insanlar bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Ve ben yaklaştıkça bir iki adım gerilediler. Yağan yağmur yüzümden ve çantamdan musluktan dökülür gibi dökülüyordu. Üşüyordum ama bunu sevmiştim. Karşıya geçmek istedim ve ışıklara yaklaştım. Gözlerim elimdeki telefonda kendimi yola bıraktım. Kırmızı yandığını biliyordum ama bunu önemsemiyordum. Yavaş yavaş karşıya geçerken etraftan gelen korna seslerini zar zor duyuyordum.

Saatime baktım. Geç kalıyordum. İlerideki durağa doğru adımlarımı hızlandırdım ve ilk gelen otobüse sırılsıklam bindim. İnsanlar bana endişeli gözlerle bakarken kendi kendime gülümsüyordum. Çevremdekiler benden birkaç adım uzaklaşırken bu gülümsemem giderek artıyordu. Yere baktım ve üzerimdeki suların yerde küçük bir birikinti oluşturduğunu gördüm. İneceğim durağa gelmemiştim ama yine de inmek istedim. Otobüsten indim ve kendimi bir kez daha, son kez o yağmura bıraktım. Yağmurla birlikte akıp kayboldum.

Dİl Ve Anlatım Sunumu : )

Çarşamba, 04 Şubat 2009

Okulda ödev tarihi kalktı gibi görünüyor. En azından liselerde. Ama gene de ödevimsi bir tarzda sunum hazırlama görevleri öğrencilere veriliyor. İşte gene böyle bir sunum isteyen Dil ve Anlatım dersi öğretmenine aşağıda göreceğiniz videoyu hazırladım.

Videodaki kişi kahraman ve sözler tamamen gerçektir. Her şey bizzat benim elimden, ağzımdan ve klavyemden çıkmıştır. Bakalım hoşunuza gidecek mi?

Malatya Anadolu Lisesi 12 Fen F portreleri ;)

(daha fazla…)

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009