‘Otobüs’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

İkinci O

Pazar, 01 Mayıs 2011

Ben ona ‘Beklenmedik O’ diyorum. Çünkü ‘Birinci O’dan yıllar sonra beklenmedik bir anda beklenmedik bir şekilde çıkmıştı karşıma. Üç ay kadar bir süre sıradan bir şekilde hayatımdayken bir anda farklı bir konuma gelmişti. Onunla tanıştığım gün böyle bir şey olacağını hiç düşünmemiştim. Hatta bu üç aylık dönem içinde bile düşünmemiştim ta ki o son haftaya kadar. O hafta her kızgın ve üzgün anımda onunla konuşur buldum kendimi ve bir anda böyle bir karar verip açıkladım ona karşı ve sonuç güzel olmuştu.
Ortadan başlamak olmaz tabi gelin biraz geriye gidelim…
İnternet üzerinde çeşitli oyunlar vardır bunlardan en çok hareket özgürlüğü sağlayanı ise şüphesiz yazı tabanlı RPG(Role Playing Game) siteleridir. İşte lise 3ün yazında çok sıkıcı bir temmuz haftasında ben de kendimi böyle bir oyunun içinde bulmuştum. Oyun hikaye yazarmışçasına karakter canlandırmaya dayanıyordu. Art arda gelen yorumlar iki farklı karakterin oyun içindeki hareketlerini anlatıyordu.
Bu sitede yazmaya başladıktan kısa bir süre sonra sitenin sıcak ortamına katılmıştım. Sitedeki üye sayısı az olduğundan herkes arkadaş gibiydi hem de sıkı arkadaşlardı. Gün boyu bir yandan RP yapılıp bir yandan da muhabbet ediliyordu. Dışarıdaki sıcağa çıkmadan gezmek, tozmak ve eğlenmek için güzel bir yöntemdi doğrusu. Üstelik yazma kabiliyetine de yardımcı bir etkinlikti. Bu oyunda tamamen özgürsünüzdür istediğinizle düşman istediğinizle dost olabilir vücudunuzun özelliklerine bakmaksızın ister takla atar ister hantal olabilirsiniz. Vücut şeklinizi saç tipinizi, saç ve göz renginizi istediğiniz gibi belirleyebilirsiniz. Özgürlüklerden biri de istediğiniz kişiyle oyun içinde sevgili olabilir ya da evlenebilirsiniz. İşte o da benim bu oyundaki sevgilimdi.
Önceden hep saçma gelirdi net üzerinden birilerini sevmek ve çıkmak. Birbirini tanımayan iki insanın birbiriyle çıkıp bundan bir şey beklemesi. Ama aynı saçma gelen şeye ben de başlamıştım işte. O üç aylık dönemin sonunda onunla çıkmaya başlamıştım sonunda. Pek bir duygu yoktu belki de aramızda. Belki de bu nedenden kısa sürede ayrılmıştık. Çok bir değişiklik de hissetmemiştim aslında çıkma ve ayrılma dönemlerimde.
Yılbaşı yaklaÅŸtığında biz onunla tekrar konuÅŸmaya baÅŸlamıştık gariptir ki bu dönem içinde ona karşı bir ÅŸeyler hissetmeye baÅŸladığımı fark edebiliyordum. Önceki gibi bir his deÄŸildi ama bu daha farklı ve daha güzeldi. O an bir ÅŸeyin farkına varıyordum. Yanımda deÄŸildi ve ben ona dokunmak ya da güzelliÄŸi için sevmiyordum. Sadece kiÅŸiliÄŸi ve kendisi için seviyordum onu. (daha fazla…)

Fizik’sel delir(t)mece.

PerÅŸembe, 06 Ocak 2011

saat 05:39

Her ÅŸey karardı. Gözlerimi zorlukla açıyorum. İçtiÄŸim kahvelerden ÅŸu yanımdaki temizlik kovası dolardı sanırım. Uyumadım ve artık uyuyamam da. Çünkü uyanmaktan korkuyorum. Bak yine söyleyemedim uyumaktan korktuÄŸumu. Gözlerimi kapadığım anda beynime üşüşen formüllerden korkuyorum. Her yerde onlar var. Biraz önce kahve fincanında bile onları gördüm. Beni ele geçirdiler. Onlardan kaçamıyorum. Daha biraz önce mutfakta Newton ile Tesla kavga ediyordu. Hem de saçma sapan bir nedenden dolayı. Kızdım onlara sessiz olun evdekiler uyuyor dedim. Küstüler, beni Einstein’a ÅŸikayet edeceklermiÅŸ. ‘Cehennemin dibine kadar yolunuz var’ dedim ve evden attım onları. Kaldım tek başıma buralarda. Dönme potansiyel enerjisi aklımda dönüp dururken ötelemesi beni yiyip bitiriyor. Ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. İki saat sonra evden çıkıp Beytepe yollarına düşeceÄŸim. Otobüsün her freninde kaybettiÄŸim eylemsizliÄŸimle oradan oraya sürüklenirken tutunduÄŸum kola uyguladığım kuvvet artacak. Okula vardığımda zaman varsa bir kahvaltı yaparım. Gerçi çok fazla hareket edip enerji kaybetmemem lazım ne de olsa uyumadım. Sınavda ne yapacağım hakkında bir fikrim yok. Formüller öylesine benzerler ki tıpkı çinliler gibiler. Hangisini nerede kullanacağım hakkında bir fikrim yok. Sanırım deliriyorum. Biliyor musun biraz önce çözümlü bir soruyu çözümüne bakarak çözebildim. Öylesine mutlu oldum ki anlatamam sana. Bu beni gaza getirdi desem yeridir. Açtım kitabı alakasız soruların bile örneklerine göz attım. Sonra düşündüm… Ben buraya niye geldim? Neden fizik mühendisliÄŸi? Neden doÄŸdum ki ben? Neden yaşıyorum? Hayatı sorgulamaya baÅŸladım anlayacağın. Belki de yaÅŸamıyorum ve bir ölüyüm. Hiçbir fikrim yok bu konuda. Neyi neden yapıyorum bilmiyorum bile. Birazdan, bu yazıyı yazdıktan sonra birkaç çözümlü örnek daha çözmeye çalışıp harmonik hareketi tekrarlayacağım. Zaten hayat hep tekrarlayara geçmiyor mu? Olsun ben alıştım bunlara. Monotonluktan bile iyi ÅŸeyler görmeye çalışıyorum. Sanki sarkaç bir diÄŸer periyodunda farklı bir ÅŸey yapacakmış, noktasal cismimiz bir anda beyaz abiyeli prensesime dönüşecekmiÅŸ gibi. Sanki havaya fırlattığımız o roket baÅŸka gezegene gidip uzaylılarla konuÅŸacakmış gibi. Ve sanki sen bu yazıyı okurken beni anlayacakmışsın gibi iÅŸte. Tabi fizik mühendisiysen, kader ortağımsan ayrı. O zaman elbette anlayacaksındır beni. Ha tabi bir tımarhanede okumuyorsan bu yazıyı. Hayat bu ya benim de oraya gelmem yakındır.

Gözüm yandaki koltukta bulunan tavlaya takıldı. Üzerinde üzerine etkiyen kuvvetin sıfır olduğu bir sinek duruyor. Bu mevsimde sinek olur mu diye düşündüm. Bu meretler her mevsimde oluyor sanırım. Zaten ben bunları yazarken sabit ivmeli bir şekilde uçmaya başladı. Kim bilir o kanat çırpışının periyodu kaçtır. Göremiyorum bile onun kanat çırpıp çırpmadığını. Öldürmeyi düşünmüyorum bile. O kadar salak bir yaratık ki biraz önce cama çarpıp küçük bir momentum kaybıyla geri sekti. Orada cam olduğunu ve dışarıya çıkamayacağını kaçıncı çarpışında anlayacak acaba? Her çarpışında yayılan ses dalgalarından da mı anlamıyor ya da kafasındaki tepki kuvvetini de mi hissetmiyor bilemiyorum.

Her neyse bu yazıyı çok uzattım sanırım. Her gördüğümü yazmaya başlarım birazdan. İyisi mi son noktayı koyup harmonik harekete dalmak. Hadi kal sağlıcakla. Ha unutmadan Türkiye’de en büyük gerilime sahip iletim hatları ve transformatörler 380 kw mış.

Ucuz EGO

Salı, 09 Mart 2010

Hayat ne garip şey yahu! Çok güzel bir güne uyanıp, öyle de devam edip sonlara doğru sinir deposu haline gelebiliyorsunuz mesela.

Geçenlerde feysbukta gördüm Ankara’da ulaşım ücretleri neredeyse yarıya kadar düşecekmiş dediler. Sevindim doğrusu çok yüksek olan ücretlerden yakınmayacaktık ve uygun bir ücrete bağlanmış olacaktı. Güzel bir uygulama ve bizde bir şaşkınlık vardı. Nasıl oldu da böyle oldu dedik kendi kendimize.

Neyse sonra öğrendik ki aktarma kaldırılmış bu uygulamayla birlikte. Hadi bunu da kabullendik. Bir duraklık mesafede metroya binmeyecektik çok çok. Bunu da kabullendik ama bir şeyler daha olacağı belli gibiydi. Bir yerden bunun acısını çıkarmaya çalışıyorlardı.

Bugün hepsi uygulanmaya başladı işte. Arkadaşlarla dışarıya çıktık Kızılay dolaylarında takıldık biraz. Sonra her zamanki gibi sıhhiye köprüsüne gidip 230 sırasına girdik (Hacettepe Beytepe kampüsüne giden tek hat). Beklemeye koyulduk. Normalde 20 dakikada bir geliyordu beklemeye zaten alışıktık. Birkaç yirmi dakika geçti… Bir buçuk saat oldu… Hala otobüs yok ortalarda. Elli metrelik kuyruğa bakıp bakıp sinirlenmeye başlıyordu millet. Birkaç arkadaş bu bekleyişten sıkılmış olacaklar ki dağıldılar ya da yüksek ücretli servisleri tercih ettiler. Ve sonunda bir saat kırk beş dakikalık bekleyişin ardından en ön sırada olmamıza rağmen bizi ayakta bırakan körüklü ilk model otobüsümüz geldi. İlk durakta bile baya sıra olmuş demek ki.

Ücret inince zaten tek hat olan o da az olan sefer sayımız da azalmışmış. Artık her merkeze indiğimizde böyle bir çile çekecekmişiz. Ama az ücret ödemek bu sinirleri hafifletir belki.

Teşekkürler bu indirim için…

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009