‘Otobüs’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Ucuz EGO

Salı, 09 Mart 2010

Hayat ne garip şey yahu! Çok güzel bir güne uyanıp, öyle de devam edip sonlara doğru sinir deposu haline gelebiliyorsunuz mesela.

Geçenlerde feysbukta gördüm Ankara’da ulaşım ücretleri neredeyse yarıya kadar düşecekmiş dediler. Sevindim doğrusu çok yüksek olan ücretlerden yakınmayacaktık ve uygun bir ücrete bağlanmış olacaktı. Güzel bir uygulama ve bizde bir şaşkınlık vardı. Nasıl oldu da böyle oldu dedik kendi kendimize.

Neyse sonra öğrendik ki aktarma kaldırılmış bu uygulamayla birlikte. Hadi bunu da kabullendik. Bir duraklık mesafede metroya binmeyecektik çok çok. Bunu da kabullendik ama bir şeyler daha olacağı belli gibiydi. Bir yerden bunun acısını çıkarmaya çalışıyorlardı.

Bugün hepsi uygulanmaya başladı işte. Arkadaşlarla dışarıya çıktık Kızılay dolaylarında takıldık biraz. Sonra her zamanki gibi sıhhiye köprüsüne gidip 230 sırasına girdik (Hacettepe Beytepe kampüsüne giden tek hat). Beklemeye koyulduk. Normalde 20 dakikada bir geliyordu beklemeye zaten alışıktık. Birkaç yirmi dakika geçti… Bir buçuk saat oldu… Hala otobüs yok ortalarda. Elli metrelik kuyruğa bakıp bakıp sinirlenmeye başlıyordu millet. Birkaç arkadaş bu bekleyişten sıkılmış olacaklar ki dağıldılar ya da yüksek ücretli servisleri tercih ettiler. Ve sonunda bir saat kırk beş dakikalık bekleyişin ardından en ön sırada olmamıza rağmen bizi ayakta bırakan körüklü ilk model otobüsümüz geldi. İlk durakta bile baya sıra olmuş demek ki.

Ücret inince zaten tek hat olan o da az olan sefer sayımız da azalmışmış. Artık her merkeze indiğimizde böyle bir çile çekecekmişiz. Ama az ücret ödemek bu sinirleri hafifletir belki.

Teşekkürler bu indirim için…

Tatilden bir seçme (İyi bir seçme)

PerÅŸembe, 30 Temmuz 2009

Birkaç gündür aklımda bu yazıyı yazmak ama üşengeçliktendir sanırım yazamadım. Yok yok düşündüm de üç hafta önce yazmalıymışım ben bu yazıyı. Neyse yeni yeni kendime geliyorum diyelim. Geciken yazılarımdan dolayı özrü bir borç bilerek başlayayım. Hani ben hiç özür dilemezdim biliyorum. İşte anlayın ki bu yazının bambaşka bir önemi var. Anlayın ki bu yazıda benim hayallerim, hayatım, geçmişim ve geleceğim var. Sorunlarla dolu bu hayat denilen oyunda yüzümü gülümseten şeyler var beklide. Ya da düşündükçe aklımı karıştıran ayrıntılar. Bu yazıya sadece bir yazı gibi bakmayın. Bu yazı sadece benim duygu selim. Doluyum bu akşam ve yazmalıyım.

Üç temmuzda düştüm Antalya yollarına. Biraz tatil amaçlı biraz özel amaçlı. Orada buluşulacak bir kişi gelirse birkaç kişi. Eğlenilecek günler ve daha da ötesi. Gittiğim gün amcamın bir arkadaşı karşıladı beni. Mikail ağbi. Sağ olsun oradaki her şeyime de yardımcı oldu. Ve kumluca tarafında bir otele yerleştim Batu Otel’e. Güzel sıcak bir oteldi. Aile ortamını yaşatan sakin ve bir o kadar da yakın insanlarıyla beğenimi kazandı.

Neyse ilk gün bir etrafı tanıyayım dedim. Devlet hastanesinden başladım yürümeye. Güzel yollar gördüm oralara bir dalayım dedim. Aha! karşımda bir varyant. Pek severim o yolları bi turlayayım dedim ve girdim içeri. Bir yürüdüm bir yürüdüm sormayın girmişim Beach Park’a git git bitmiyor. Ormanlık bir alan böcekler ve öten acayip nesneler. Sonunda bir çıktım bir sevinçliyim anlatamam. Sonra yürüyeyim dedim otele kadar amanın yürü yürü bitmez oldu yol. Bir adama sordum hemen şurada dedi iki kilometre sonra ulaştım otele. Gittim biraz dinleneyim dedim üç saat geçti ki yine yollardayım. Bu sefer üstten gezeyim dedim LunaPark’a falan giderim diye. O yol daha bir garipmiş. Uzun çabalardan sonra ulaştım parka. Bilet almadan içeriye girilmezmiş biraz kızdım geri döndüm sonra uğrayayım diye. Tekrar girdim sabahki yola yürü yürüyebildiğin kadar. Sonra otobüse bineyim dedim ne bileyim ki otobüsler gece on birden sonra işi çalışmıyormuş. Neyse sonunda yine vardım otele ama artık Antalya’yı kapmıştım.

Sonraki gün buluşma vardı evet bekliyorduk saatimizi. Kız arkadaşımızla buluşacağız tabi var biraz heyecan. Biraz bekleyişten sonra haber geldi çıktık yollara. Artık biliyoruz nereye nereden gideceğimizi kısa sürede oradayım. Birbirimizi bulmamız biraz zaman aldı ama sonunda yanındaydım. Buralarda fazla anlatılacak bir şey yok her şeyi de anlatmamak lazım hani.

Neyse sonra Antalya havası ters geldi. Özge de (bir iki üst satırda bahsi geçen kız arkadaşım) Burdur’a geçince bir de oraları görelim dedik. Bindik otobüsümüze gittik Burdurlara. Küçük ve tatlı geldi açıkçası bana. Küçük dediysek çok küçük değil yapılacak şey az bakımından. Gerçi ne fark eder maksat ile mi gitmekti sanki. Oradaki arkadaşları da gördük bu vesile ile. Birkaç da yeni arkadaş edindik. Güzel vakitler geçirdim gerçekten bir Antalya bir Burdur derken baktık ki tatilin sonuna gelmişiz. Son bir kez gittik Burdur’a vedalaştık tekrar Antalya’ya. Sonra da malum Malatya yollarına.

Gelmesine geldik Malatya’ya da kısa sürdü dedik tatil. Gitmemizle gelmemiz bir oldu sanki. Tabi geride bırakılanlar falan da eklenince üstüne biraz hüzün sardı etrafı kısa süreli. Kısa süreli dediğime de bakmayın sardı bayağı da açığa vurmuyorum.

Neyse işte böyle bir maceraydı geçti gitti. Gene buralarda gene bir yerlere gitme hayalleri ile hayata devam edeceğiz anlaşılan.

Bir Kaçış Sonrası…

PerÅŸembe, 16 Nisan 2009

Okuldan kaçmış ve Selçukgile gitmiştik. Biraz vakit geçirdik, sohbet ettik. Dershane sınavım olduğundan ayrılmam gerekiyordu. Oradakilerle vedalaştım ve dışarı çıktım. Yağmur yağıyordu. Bir nefes aldım ve kendimi dışarıya attım. İlk yağmur damlaları beni ıslatırken yürümeye başladım.

Lojmanlarda olduğumdan nizamiyeye kadar yürümem gerekiyordu. Kaldırıma çıktım ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Yağmur başımdan aşağıya hızlı ve sert bir biçimde dökülürken düşünceler de aynı şekilde beynimden boşalıyordu. Geçmişim ve hatalarım yeniden yaşanıyor gibi üstüme üstüme geliyordu. O acıları yeniden, yeniden hissediyordum. Önüme baktım. Her yağmur damlasında kendimi görüyordum. Hepsinde yaptığım onca şey bana bakıyor yeniden canlanıyordu. Yere düşen her yağmur damlası etrafa sıçradıkça bana sesleniyor bana haykırıyordu. Damlalar yüzümde yayılırken gözlerimi kapattım ve bu düşüncelerden uzaklaşmaya başladım. Kimsenin olmadığı kaldırımda dümdüz yürüyordum. Sonunda kaldırımın alçak kısmında tökezlerken gözlerimi açtım. Nizamiyeye gelmiştim. O küçük yapıya yaklaştım. İçeride bir asker yağmurda ıslanmış olan bana uzunca baktı ve sonra kimliğimi uzattı.

Hemen nizamiyenin yanındaki durağa geçtim ve otobüsü beklemeye koyuldum. Bir iki dakika geçmişti ki sıkılmaya başladığımı fark ettim. O sırada ilerideki demir yolunun da çanları çalmaya başlamıştı. Ağır adımlarla duraktan çıktım ve kendimi o yağmura bir kez daha bıraktım. İleride tren hızla buraya yaklaşıyordu. Demir yolunun tam kenarındaydım ve gözlerimi kapatarak bir adım attım. Yağmur hızını arttırırken karşıya geçtim ve yürümeye devam ettim. Biraz sonra arkamdan hızla geçen trenini hissettim. Yüzümü yukarıya çevirdim. Siyah noktalar gittikçe çoğalıyor ve büyüyorlardı. Gözlerimi kapattım ve yüzüm ıslanırken elimin cebime gitmesine izin verdim. Telefonumu çıkardım ve o an aklımdaki tek kişiye bir mesaj attım. Özge’ye …

Bir yandan mesajlaşıp bir yandan yürüyordum. Bir an etrafıma baktım ve hastaneye kadar geldiğimi fark ettim. Duraktaki insanlar bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Ve ben yaklaştıkça bir iki adım gerilediler. Yağan yağmur yüzümden ve çantamdan musluktan dökülür gibi dökülüyordu. Üşüyordum ama bunu sevmiştim. Karşıya geçmek istedim ve ışıklara yaklaştım. Gözlerim elimdeki telefonda kendimi yola bıraktım. Kırmızı yandığını biliyordum ama bunu önemsemiyordum. Yavaş yavaş karşıya geçerken etraftan gelen korna seslerini zar zor duyuyordum.

Saatime baktım. Geç kalıyordum. İlerideki durağa doğru adımlarımı hızlandırdım ve ilk gelen otobüse sırılsıklam bindim. İnsanlar bana endişeli gözlerle bakarken kendi kendime gülümsüyordum. Çevremdekiler benden birkaç adım uzaklaşırken bu gülümsemem giderek artıyordu. Yere baktım ve üzerimdeki suların yerde küçük bir birikinti oluşturduğunu gördüm. İneceğim durağa gelmemiştim ama yine de inmek istedim. Otobüsten indim ve kendimi bir kez daha, son kez o yağmura bıraktım. Yağmurla birlikte akıp kayboldum.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009