Bir bayramdan daha çıkmış, Hacettepe yeniden bana kollarını açmış, tekrar Ankara’da yurt hayatına dönmüş, derslerin yorucu ağırlığına alışmaya çalışır olmuş bir durumdayım şu anda. Hani bayramda alıştım uzun uzun uyumalara şimdi zor geliyor sabah erkenden kalkmak ne yalan söyleyeyim. Bir de üstüne tanesi 1.5 saatten 2 ders işlemek ölüm gibi geliyor. Her neyse buna nasıl olsa alışmamız gerekecek bunun farkındayım. Hani bir yolunu bulup o insanı tuzağına düşüren, acayip bir şekilde kollarına alıp bırakmak bilmeyen uyku denen o canavarı boğmak gerekiyor bir yerde. Bakalım bu gece uyumadan dayanabilecek miyim? Uyuyup da derse geç kalmaktan iyidir değil mi? Sanırım başarabilirim…
Neyse bu aralar acayip günler geçirmekteyim. Haydi hayırlısı… SarhoÅŸlarla uÄŸraÅŸmalar, kedilerle kafa bulmalar, oradan oraya koÅŸuÅŸturan cüceler, elmasını kaybetmiÅŸ küçük cadı, sesi kısılmış keçiler, kampusu basan tilkiler… Evet evet kampüsü basan tilkiler. Gecenin bir vakti arkadaÅŸla yürüyelim dedik ÅŸu kampüsü (ne akla hizmet ise). Gezdik dolaÅŸtık, köpeklerin arasından sessizce sıvıştık, hala elektrik gelememiÅŸ bölgelerden geçtik, biyoloji bölümündeki güvenlik görevlilerine el salladık. Bu kadar ÅŸey yaptık ama sonunda hayalini kurduÄŸumuz çikolatalı keke ulaÅŸamadık. Evet bütün bunları bir dilim çikolatalı kek için yapmıştık ama ne yazık ki keki yiyeceÄŸimiz kafe kapanmışmış. Gerçi çok mantıklı bir karar vermiÅŸ o kafenin sahibi. O kadar tehlike ve korkuyu atlatıp kek yemeye gidecek bizden baÅŸka salak yoktur herhalde. Velhasıl kelam kafenin kapalı olduÄŸunu görüp düştük baÅŸka karanlık yollara. Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik iÅŸte bayağı bir gittik, oraya buraya gittik, saÄŸ yaptık sol yaptık, düz gittik geriye baktık derken karşımıza çıktı rektörlük binası. Her gün gördüğümüz bina dedik ordan gitmeyelim dalalım ÅŸu tenha yola (niye dediysek). Yürümeye baÅŸladık. İleride bir çift kulak gördüm, ya da gördüğümü sandım emin olamadım. Ama dikkatli bakınca fark ettim kıpırtıları ve bir çift de göz gördüm. Aklıma ilk gelen oldu zaten ‘Tilki!’ dedim sessizden. YaklaÅŸtıkça dikeldi bize doÄŸru bakar oldu. Çaktırmıyorum ama ilk defa bir tilkiyle karşı karşıyayım. Aklımda belgesellerden kalan parçalar beliriyor böyle bir film ÅŸeridi gibi. Ordan oraya koÅŸuÅŸturan tilkiler içinden yükselen bir ses ‘Tilkiler leÅŸ yiyicidir.’ diyor. ‘Haa’ dedim ‘O zaman bu zarar vermez bize.’. Gerçi o kadar da emin deÄŸilim ama buna inanmaktan baÅŸka çarem yok. Gittik tilkinin üzerine üzerine. Hayvan önce bir afalladı sonra karşıya geçti. Yanından geçerken bize doÄŸru acayip acayip bakındı. Sonra bir hızla kaçıp gitti. Ben o sevinçle arkadaÅŸa döndüm adam çoktan hazırlamış elinde bir çakı (onun deÄŸimiyle bıçak) hayvan saldırırsa saplayacakmış akıllı. (daha fazla…)









