‘uyku’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar
Pazartesi, 07 Aralık 2009
Bir bayramdan daha çıkmış, Hacettepe yeniden bana kollarını açmış, tekrar Ankara’da yurt hayatına dönmüş, derslerin yorucu ağırlığına alışmaya çalışır olmuş bir durumdayım şu anda. Hani bayramda alıştım uzun uzun uyumalara şimdi zor geliyor sabah erkenden kalkmak ne yalan söyleyeyim. Bir de üstüne tanesi 1.5 saatten 2 ders işlemek ölüm gibi geliyor. Her neyse buna nasıl olsa alışmamız gerekecek bunun farkındayım. Hani bir yolunu bulup o insanı tuzağına düşüren, acayip bir şekilde kollarına alıp bırakmak bilmeyen uyku denen o canavarı boğmak gerekiyor bir yerde. Bakalım bu gece uyumadan dayanabilecek miyim? Uyuyup da derse geç kalmaktan iyidir değil mi? Sanırım başarabilirim…
Neyse bu aralar acayip günler geçirmekteyim. Haydi hayırlısı… SarhoÅŸlarla uÄŸraÅŸmalar, kedilerle kafa bulmalar, oradan oraya koÅŸuÅŸturan cüceler, elmasını kaybetmiÅŸ küçük cadı, sesi kısılmış keçiler, kampusu basan tilkiler… Evet evet kampüsü basan tilkiler. Gecenin bir vakti arkadaÅŸla yürüyelim dedik ÅŸu kampüsü (ne akla hizmet ise). Gezdik dolaÅŸtık, köpeklerin arasından sessizce sıvıştık, hala elektrik gelememiÅŸ bölgelerden geçtik, biyoloji bölümündeki güvenlik görevlilerine el salladık. Bu kadar ÅŸey yaptık ama sonunda hayalini kurduÄŸumuz çikolatalı keke ulaÅŸamadık. Evet bütün bunları bir dilim çikolatalı kek için yapmıştık ama ne yazık ki keki yiyeceÄŸimiz kafe kapanmışmış. Gerçi çok mantıklı bir karar vermiÅŸ o kafenin sahibi. O kadar tehlike ve korkuyu atlatıp kek yemeye gidecek bizden baÅŸka salak yoktur herhalde. Velhasıl kelam kafenin kapalı olduÄŸunu görüp düştük baÅŸka karanlık yollara. Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik iÅŸte bayağı bir gittik, oraya buraya gittik, saÄŸ yaptık sol yaptık, düz gittik geriye baktık derken karşımıza çıktı rektörlük binası. Her gün gördüğümüz bina dedik ordan gitmeyelim dalalım ÅŸu tenha yola (niye dediysek). Yürümeye baÅŸladık. İleride bir çift kulak gördüm, ya da gördüğümü sandım emin olamadım. Ama dikkatli bakınca fark ettim kıpırtıları ve bir çift de göz gördüm. Aklıma ilk gelen oldu zaten ‘Tilki!’ dedim sessizden. YaklaÅŸtıkça dikeldi bize doÄŸru bakar oldu. Çaktırmıyorum ama ilk defa bir tilkiyle karşı karşıyayım. Aklımda belgesellerden kalan parçalar beliriyor böyle bir film ÅŸeridi gibi. Ordan oraya koÅŸuÅŸturan tilkiler içinden yükselen bir ses ‘Tilkiler leÅŸ yiyicidir.’ diyor. ‘Haa’ dedim ‘O zaman bu zarar vermez bize.’. Gerçi o kadar da emin deÄŸilim ama buna inanmaktan baÅŸka çarem yok. Gittik tilkinin üzerine üzerine. Hayvan önce bir afalladı sonra karşıya geçti. Yanından geçerken bize doÄŸru acayip acayip bakındı. Sonra bir hızla kaçıp gitti. Ben o sevinçle arkadaÅŸa döndüm adam çoktan hazırlamış elinde bir çakı (onun deÄŸimiyle bıçak) hayvan saldırırsa saplayacakmış akıllı. (daha fazla…)
Etiketler: akıllı, bayram, belgesel, bıçak, çakı, çok güzel hareketler bunlar, Ders, Göz, hacettepe, kantin, kedi, kız, koridor, kork, kulak, mırıl, oda, sabahla, sakin, sarhoş, selin, şirin, tatil, tilki, üniversite, uyku, uyu, yurt
Kategori: Kafama estikçe | 4 Yorum »
Pazar, 19 Nisan 2009
Bir günün daha sonundayım. Hoş geçen, hiçbir şeyden zevk alamadığım bir gün. Günler artık sıradanlaşmaya başlamışken bu gün son darbeyi indirdi resmen. Gene aklıma bazı soru işaretleriyle gelip onları cevaplamandan yok olup gitti. Ben ise sadece arkalarından boş gözlerle bakınmakla yetindim. İçimde ise bir fırtına diğerine sebep oldu ve her şey yıkılıp savruldu. Sonra dönüp geriye baktım. Nelerin kaldığını merak ettim ki her şey orada. Sadece yerleri değişmiş biraz. Bazıları ufak hasarlar almış ama bazıları da olduğu gibi yıkılmadan kalakalmış. İşte o an anladım ki asıl tutunmam gereken onlarmış. Sonra fark ettim de bende astigmat var neyin ne olduğunu uzaktan seçemiyormuşum ve gene hislerime güvenmem gerektiğini de o an anladım. Eh elimden bir şeyler gelmezdi ben de oturup içimdekileri yazayım dedim.
Güne her Pazar olduğu gibi dershaneye gitmekle başladım. Ama hiç gidesim de yoktu hani. Güneş birazcık yüzünü göstermişti ya hemen coştum tabi ne dershanesi ne gitmesi. Dışarıya bir çıktım buz gibi hava. Güneşe baktım soğuğu hissettim. Süs gibi duruyordu öyle biraz sinirlendim gerisingeri dershaneye gittim. Dersler dersleri kovalarken bir ara sıkıldığımı fark ettim. Oturdum kendi kendime bir şeyler karaladım yok o da yetmedi uyuyayım dedim olmadı. Neyse dershaneden kurtuldum sonunda çıktım dışarıya. Malatya’ya bir kitapçı açılmıştı geçenlerde bir gideyim kitap alayım dedim. Tabi hava soğuk hızlı gidiyorum yanımda da bir arkadaşı esir almışım. Girdik kitapçıya adamlar gözümüze gözümüze bakıyor. Hele ben kitapları incelerken birisi dikildi tepeme beni izliyor. Hani belki hırsızımdır çalarım kitapları ya. Neyse ona inat bende oturdum yere kitapları tek tek aldım inceledim. Yanımdaki arkadaş sıkılmasa tüm kitapları elden geçirecektim ama. Aldım kitabımı çıktım kitapçıdan. Düşündüm yemek yesem mi diye. Sonra dedim yok evime gidip yerim bir şeyler bindim otobüse taktım kulaklığı kitabı okumaya daldım. Bir şarkı geçti iki şarkı geçti bakayım nerdeyim dedim bir baktım eve gelmişim bile. Şaşkınım ne çabuk geldim diye ama sorgulamadım iyi bir şey bu sonuçta indim eve girdim. Annem evde yemek isteyince şaşırdı tabi. dışarıda yemeden geldim ya ben bile şaşkınım. Yemek hazırlanana kadar bilgisayara geçeyim dedim açlığımı unutmuşum ne işse. Şu meretin başına geçince birçok şeyi unutuyor insan yahu.
Biraz sonra iki kuzenim geldi bize o sırada yine hatırladım acıktığımı geçtik bir şeyler yedik tabi yemek bitti koş yine bilgisayara sanki ne varsa. Kimse de yok hani konuşacak ne yapıyorum ben de bilmiyorum ama zaman geçiyor tabi. Sonra bir baktım uykum da gelmiş. Hani yapacak bir şey yok sıkıntıdan uyuyacağım zaten kendime yer yapıyorum. Uykum gelmiş gibi. Yattım kanepeye birazdan uyuyacak gibi oldum. ‘Hah tamam!’ dedim kendime. Örttüm üstüme bir şeyler uyuyorum bu arada da bir iki mesaj atıyorum. Tabi asıl mesaj beklediğimden mesaj gelmiyor o daha ayrı bir mesele. Kör olası operatörler kontörsüz bıraktı bizleri. Uyumuş gibi yapıp üç saat sonra tekrar uyandım. Bir de baktım her şey bıraktığım gibi değişen bir şey yok. Geçtim gene nete bekle bakalım kimler gelecek. Gelip gidenle konuş dur falan oyun oyna zaman geçti gibi oldu biraz. Sonra bir de baktım ne yaptım ben hiçbir şey. Nasıl geçti zaman düşün düşün yok bir şey. Ne yapayım ne edeyim derken slayt hazırladım bir iki mesaj bekledim ama gelmeyeceğini de biliyorum. Umut fakirin ekmeğidir ya hani ben de ekmek bekliyorum. Bir ara msn’e girer gibi oldu sanki hayal meyal hatırlıyorum ama. Sonra ben birkaç mesaj yazayım dedim ama lafta da kalmadı yazdım. Geçtim kanepeye tavana bakakaldım. Kendimi şöyle bir eledim süzdüm ‘kalk da yazı yaz’ dedim. Sonra da geçtim yazdım.
Baktım ki yeterince yaşamışım ben dünyada. Göreceğimi görmüş geçireceğimi geçirmişim. Eh gençlere de yer açmak lazım müsaade mi istesem derken baktım daha çok günler varmış. Hem daha yazılacak bir sürü yazı da cabası. Neyse dedim kendi kendime. Bekleyeyim birkaç yüzyıl daha. İşlerimin bittiği bir ara izin veririm gençlere.
Etiketler: astigmat, Ben, Bİlgisayar, Dershane, dert, ev, Hayat, heyecan, internet, kanepe, Kendim, kuzen, mesaj, misafir, monoton, msn, net, örtü, sıkıcı, sıkıntı, uyku, uyumak, yemek
Kategori: Kafama estikçe, Kendimden, Yazılarım | Yorum Yok »