‘YaÄŸmur’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Yok Olduk!

Pazar, 09 Ekim 2011

Çocukça hayallerden geldik biz. Diğerlerinin düşünmekten korktuklarını düşünerek büyüdük biz. Akıl almaz hayallerle geliştik biz. Diğerlerinin hiçbir zaman göremeyeceklerini gördük biz. Doğurduklarımızı öldürülmesine göz yumduk biz. Arkadaşları ve sevgiliyi yüceltip kendimizi gömdük. En sert yağmurlarda ıslandık. Evrimin öldürdüğü çocuklar olduk biz. Hep geriye kalanlar olduk. Başka dünyaların oyuncakları olduk bizler. Kendimize tutunurken en çok kendimizi körelttik biz. Gözümüzü kapatıp hayallerimizi yaşadık biz. Geri dönülmez hataların baş rolünde oynadık. Aklımızı başkalarına emanet ettik biz.

Çocukça hayallerden geldik biz. O hayallerin bir gün gerçekleşeceğini düşünmeden hayal ettik biz.

Ortaya bir karışık…

Pazar, 31 Mayıs 2009

Dönüp hayatıma bakıyorum da ‘Ne yaşamışım ben yahu?’ diye. Aklıma bir şey gelmiyor bazen inanır mısınız? Sanki onca yılı yaşayan ben değilim de bir başkası. Nasıl olur da hatırlamaz insan bir anda geçmişini. Sorun mesela bir dün bana ne yaşadın geçmişte diye. Alacağınız cevaplar belli başlıdır: ‘Bilmem.’, ‘Hangi geçmişte?’, ‘Ne geçmişi?’, ‘Nasıl yani?’ ve bunların türevleri işte.

Şimdi bu konuya nasıl ve nereden geldiğimi merak edenleriniz vardır ki onlara çok hak verdiğimi söylemem lazım. Bu konuya nerde geldiğimi inanın ben de bilmiyorum. İçimden bir şeyler yazmak geldi ben de yazayım dedim. Üstelik duygusal bir şeyler yazacaktım ama parmaklarımdan bunlar çıktı ne yapalım. İyisi mi hayatı sorgulamaya devam edelim biz. Madem başladık bitirmeden olmaz değil mi?

Şimdi dönüp bakın bakalım neler yaşadık bu güne kadar? En çok nerede birikmiş şu derinde kalan anılar? Herkesin belli başlı cevapları vardır şimdi; evde, okulda, bahçede vb. bana soracak olursanız benim anılarım belli bir yerde toplanmaz arkadaş. Her yerde yaşarım ben o anıları. Ha sonradan hatırlayamam orası ayrı bir mesele.

Anı dedim de aklıma geldi. Aklımdan çıkmayan bir anım vardı benim de. Daha küçüğüm hani benekli şort ile gezdiğim günlerde. Sıcak bir Antalya günü Düden’e gidelim dediler biz de tamam dedik. Bir gün önceki yağmurdan kalma su birikintileri etrafta tabi. Neyse geldik Düden’e ‘Ahha!’ dedim park varmış. Koşuşturduk hep beraber parka oynayalım diye. Neyse çıktım barfiks çubuğuna geziniyorum öyle. Bir an elim kaymaz mı? Kayıpta suya düşmem mi? Düşüp de tamamen ıslanmam mı? Islanıp da zorla kurusun diye elbiselerim çıkarılmaz mı? İşte o günüm tarihimde kara bir leke olarak durmakta. Tüm elbiselerimi çıkarmamıştım belki de ama yine de kara deftere işledim o günümü.

Sonra bir gün açtım resim albümlerini o güne ait ne kadar resim varsa yırttım bıraktım. Arada bir iki tane çarptım tabi ileride gülecek bir şeylerim olsun diye. Yahu insan kendisiyle dalga geçer mi ? Sizi bilmem ama ben bundan çok zevk alıyorum. Yani bir başkasını kızdırsam bu kadar zevk alamam, yüklü bir miktar para gelse bu kadar mutlu olamam. Hani karşılıkta veremiyor ya o an kızarıp bozardığımı anlıyorum bir seviniyorum bir seviniyorum sormayın. Hani başka kızacak, dalga geçecek kimsen yok mu be adam diyebilirsiniz. Var, var ama bu kadar iyisi yok ne yapalım.

Evet ben ‘ Niye hep ben konuşuyorum?’ diye soran birisine ‘Çünkü gece oldu’ diyebilecek kadar saçmalayan birisi olabiliyorum bazen. Hatta çoğu zaman daha fazlası da olabiliyor. Bunu beni tanıyanlara sormak lazım.

Yazdıkça yazası geliyor be insanın. Ah bir de ne yazdığımı anlayabilseydim daha iyi olacaktı da. İşte kafa dalgın, gözler baygın maksat bir şeyler yapıyor olmak. Ey okuyucu olur da anlarsan bu yazdıklarımdan bir şeyler alttaki yorum bölümüne yaz bir şeyler de ben de anlayayım sana zahmet. Ya da yaz bir iki anı da sen bu başlığı zengin et.

Kafiye işi de tamam yazıya burada bir nokta koymak gerek o zaman. Haydi kalın sağlıcakla.

Bir Kaçış Sonrası…

PerÅŸembe, 16 Nisan 2009

Okuldan kaçmış ve Selçukgile gitmiştik. Biraz vakit geçirdik, sohbet ettik. Dershane sınavım olduğundan ayrılmam gerekiyordu. Oradakilerle vedalaştım ve dışarı çıktım. Yağmur yağıyordu. Bir nefes aldım ve kendimi dışarıya attım. İlk yağmur damlaları beni ıslatırken yürümeye başladım.

Lojmanlarda olduğumdan nizamiyeye kadar yürümem gerekiyordu. Kaldırıma çıktım ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Yağmur başımdan aşağıya hızlı ve sert bir biçimde dökülürken düşünceler de aynı şekilde beynimden boşalıyordu. Geçmişim ve hatalarım yeniden yaşanıyor gibi üstüme üstüme geliyordu. O acıları yeniden, yeniden hissediyordum. Önüme baktım. Her yağmur damlasında kendimi görüyordum. Hepsinde yaptığım onca şey bana bakıyor yeniden canlanıyordu. Yere düşen her yağmur damlası etrafa sıçradıkça bana sesleniyor bana haykırıyordu. Damlalar yüzümde yayılırken gözlerimi kapattım ve bu düşüncelerden uzaklaşmaya başladım. Kimsenin olmadığı kaldırımda dümdüz yürüyordum. Sonunda kaldırımın alçak kısmında tökezlerken gözlerimi açtım. Nizamiyeye gelmiştim. O küçük yapıya yaklaştım. İçeride bir asker yağmurda ıslanmış olan bana uzunca baktı ve sonra kimliğimi uzattı.

Hemen nizamiyenin yanındaki durağa geçtim ve otobüsü beklemeye koyuldum. Bir iki dakika geçmişti ki sıkılmaya başladığımı fark ettim. O sırada ilerideki demir yolunun da çanları çalmaya başlamıştı. Ağır adımlarla duraktan çıktım ve kendimi o yağmura bir kez daha bıraktım. İleride tren hızla buraya yaklaşıyordu. Demir yolunun tam kenarındaydım ve gözlerimi kapatarak bir adım attım. Yağmur hızını arttırırken karşıya geçtim ve yürümeye devam ettim. Biraz sonra arkamdan hızla geçen trenini hissettim. Yüzümü yukarıya çevirdim. Siyah noktalar gittikçe çoğalıyor ve büyüyorlardı. Gözlerimi kapattım ve yüzüm ıslanırken elimin cebime gitmesine izin verdim. Telefonumu çıkardım ve o an aklımdaki tek kişiye bir mesaj attım. Özge’ye …

Bir yandan mesajlaşıp bir yandan yürüyordum. Bir an etrafıma baktım ve hastaneye kadar geldiğimi fark ettim. Duraktaki insanlar bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Ve ben yaklaştıkça bir iki adım gerilediler. Yağan yağmur yüzümden ve çantamdan musluktan dökülür gibi dökülüyordu. Üşüyordum ama bunu sevmiştim. Karşıya geçmek istedim ve ışıklara yaklaştım. Gözlerim elimdeki telefonda kendimi yola bıraktım. Kırmızı yandığını biliyordum ama bunu önemsemiyordum. Yavaş yavaş karşıya geçerken etraftan gelen korna seslerini zar zor duyuyordum.

Saatime baktım. Geç kalıyordum. İlerideki durağa doğru adımlarımı hızlandırdım ve ilk gelen otobüse sırılsıklam bindim. İnsanlar bana endişeli gözlerle bakarken kendi kendime gülümsüyordum. Çevremdekiler benden birkaç adım uzaklaşırken bu gülümsemem giderek artıyordu. Yere baktım ve üzerimdeki suların yerde küçük bir birikinti oluşturduğunu gördüm. İneceğim durağa gelmemiştim ama yine de inmek istedim. Otobüsten indim ve kendimi bir kez daha, son kez o yağmura bıraktım. Yağmurla birlikte akıp kayboldum.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009