‘yaÅŸamak’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Sahte Düşler Dünyası

Çarşamba, 06 Temmuz 2011

Uykuluyum.

Sarhoş olmuşçasına uykuluyum…

Bu yazıyı o nedenle yazıyorum belki de. Sarhoş gibi içimdekilere engel olmadan sizlere aktarabilmek için yazıyorum. İnsanlar garip ey okuyucu.

İnsanlar çok garip…

Bu gün fark ettim hayatın ne kadar kolay olduğunu. Bu gün fark ettim sevmenin ne kadar basit olduğunu.

Sevilebilmenin zorluğunu bu gün fark ettim ey okuyucu!

Sevmek kolay bir eylemdir. Sevmek çok zorlamaz insanı, sadece seversin ve olur biter. Kiminin düşüncesini seversin, kiminin (daha fazla…)

Ortaya bir karışık…

Pazar, 31 Mayıs 2009

Dönüp hayatıma bakıyorum da ‘Ne yaşamışım ben yahu?’ diye. Aklıma bir şey gelmiyor bazen inanır mısınız? Sanki onca yılı yaşayan ben değilim de bir başkası. Nasıl olur da hatırlamaz insan bir anda geçmişini. Sorun mesela bir dün bana ne yaşadın geçmişte diye. Alacağınız cevaplar belli başlıdır: ‘Bilmem.’, ‘Hangi geçmişte?’, ‘Ne geçmişi?’, ‘Nasıl yani?’ ve bunların türevleri işte.

Şimdi bu konuya nasıl ve nereden geldiğimi merak edenleriniz vardır ki onlara çok hak verdiğimi söylemem lazım. Bu konuya nerde geldiğimi inanın ben de bilmiyorum. İçimden bir şeyler yazmak geldi ben de yazayım dedim. Üstelik duygusal bir şeyler yazacaktım ama parmaklarımdan bunlar çıktı ne yapalım. İyisi mi hayatı sorgulamaya devam edelim biz. Madem başladık bitirmeden olmaz değil mi?

Şimdi dönüp bakın bakalım neler yaşadık bu güne kadar? En çok nerede birikmiş şu derinde kalan anılar? Herkesin belli başlı cevapları vardır şimdi; evde, okulda, bahçede vb. bana soracak olursanız benim anılarım belli bir yerde toplanmaz arkadaş. Her yerde yaşarım ben o anıları. Ha sonradan hatırlayamam orası ayrı bir mesele.

Anı dedim de aklıma geldi. Aklımdan çıkmayan bir anım vardı benim de. Daha küçüğüm hani benekli şort ile gezdiğim günlerde. Sıcak bir Antalya günü Düden’e gidelim dediler biz de tamam dedik. Bir gün önceki yağmurdan kalma su birikintileri etrafta tabi. Neyse geldik Düden’e ‘Ahha!’ dedim park varmış. Koşuşturduk hep beraber parka oynayalım diye. Neyse çıktım barfiks çubuğuna geziniyorum öyle. Bir an elim kaymaz mı? Kayıpta suya düşmem mi? Düşüp de tamamen ıslanmam mı? Islanıp da zorla kurusun diye elbiselerim çıkarılmaz mı? İşte o günüm tarihimde kara bir leke olarak durmakta. Tüm elbiselerimi çıkarmamıştım belki de ama yine de kara deftere işledim o günümü.

Sonra bir gün açtım resim albümlerini o güne ait ne kadar resim varsa yırttım bıraktım. Arada bir iki tane çarptım tabi ileride gülecek bir şeylerim olsun diye. Yahu insan kendisiyle dalga geçer mi ? Sizi bilmem ama ben bundan çok zevk alıyorum. Yani bir başkasını kızdırsam bu kadar zevk alamam, yüklü bir miktar para gelse bu kadar mutlu olamam. Hani karşılıkta veremiyor ya o an kızarıp bozardığımı anlıyorum bir seviniyorum bir seviniyorum sormayın. Hani başka kızacak, dalga geçecek kimsen yok mu be adam diyebilirsiniz. Var, var ama bu kadar iyisi yok ne yapalım.

Evet ben ‘ Niye hep ben konuşuyorum?’ diye soran birisine ‘Çünkü gece oldu’ diyebilecek kadar saçmalayan birisi olabiliyorum bazen. Hatta çoğu zaman daha fazlası da olabiliyor. Bunu beni tanıyanlara sormak lazım.

Yazdıkça yazası geliyor be insanın. Ah bir de ne yazdığımı anlayabilseydim daha iyi olacaktı da. İşte kafa dalgın, gözler baygın maksat bir şeyler yapıyor olmak. Ey okuyucu olur da anlarsan bu yazdıklarımdan bir şeyler alttaki yorum bölümüne yaz bir şeyler de ben de anlayayım sana zahmet. Ya da yaz bir iki anı da sen bu başlığı zengin et.

Kafiye işi de tamam yazıya burada bir nokta koymak gerek o zaman. Haydi kalın sağlıcakla.

İnsan ve Çevre

Salı, 17 Şubat 2009

‘Çevre ve insan’ aslında şu dünyanın yegâne sorunlarından biri de yegâne denge merkezinden biri de bu iki kelimenin uyumu. Evet, hal ve hareketlerimiz genelde çevrenin şartlarına göre değişir. Çünkü insanoğlu diğerlerinin kendisi hakkında düşünce ve sözlerini çok önemser. Daha da kötüsü hayatına bile bu görüşlerle yön verir. Düşünün ne zaman çevreyi düşünmeden, ‘Diğerleri ne der?’ demeden kendi içinizden geldiği gibi davrandınız? En son ne zaman sokakta deliler gibi koşup sonra ilk muslukta durup nefes nefese kana kana su içerken geriye yaslanıp bağırmanın mutluluğunu yaşadınız? Ya da en son ne zaman yolda yürürken durup sek sek oynamaya koyuldunuz? Yoksa siz sadece ‘Aa koskoca adamın yaptığına bak!’ tarzında düşüncelerden kaçan kişiler arasında mısınız? Ve siz toplumun çoğunluğunu oluşturan insanlarsınız.

Çevre insanın doğumundan başlayarak birçok konuda onu etkilemeye başlar. İlk önce anne ve babadan başar. Çocuk onların doğrularına inanmaya, onların hareketlerine özenmeye başlar ve sonra diğer yakın çevreye. Son olarak ise etrafındaki çoğunluğun kararlarını tartmadan almaya başlar. Hani onlar çoğunluk ya doğrudur muhtemelen. Hani herkes aynı şeyi söylüyor ya doğrudur herhalde. Peki, şöyle durup bir düşüneniniz oldu mu? Neden diğer şeyler yanlış? Ya da neden o doğru? Bazıları inandıkları şeyi açıklayamaz bile. Hani sıyrılmanın kolay yolunu da bilirler. Diğer herkes de aynı şeye inanıyorsa bir anda garip tavırlarla sizi yargılarlar da.

Açıkçası bunlar hiç umurumda değildir. Ben sadece kendi doğruları için yaşayanlardanım. Evet diğerlerinin kararı hayatımda büyük bir önem arz etmez. Onlar için değil kendim için yaşıyorum öyle değil mi? Kendi mutlu olduğum şeyleri dilediğimce yapamayacaksam bunun anlamı ne peki? (Bunu söylerken beni mutlu edip başkalarını üzecek şeylerden bahsetmiyorum.)

Bu gün bir arkadaşımla konuştum okulda. Darwin hakkındaki düşüncemi sordu güldüm. Biraz açıkladım. ‘İnanıyor musun ona?’ dedi, ben de ‘Evet.’ Dedim tepkisini ölçmek için. Biraz sonra ‘Çok saçma nasıl inanıyorsun?’ şeklinde konuşmalara başladığında ‘İnanmamam için bir neden söyle.’ Dedim. Kız biraz afalladı sonra birkaç neden söylemeye koyuldu. Söylediği nedenin saçmalığını kendi de fark etmiş olacaktı ki sonra durdu. İşte neye neden inandığını bile bilmeyen garip bir toplum yapısı içindeyiz şu anda. Sırf diğerleri söyledi diye inandığımız o kadar çok şey var ki. Üstelik körü körüne inandığımız şeyler bunlar.

Bir diğer sorun da insanların kendilerini mutlu edecek şeylerden kaçınıyor olması. ‘Her insanın içinde büyümemiş bir çocuk vardır.’ Derler ya sonuna kadar haklılar. Mesela ben hiç büyümedim belki de. İnsan bazen çocuk gibi yaşamayı onlar gibi davranmayı hak eder ama çevremize baktığımızda herkesin bir ağırbaşlılık takıntısı olduğunu görüyoruz. Bazıları bunu öylesine abartıyor ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Başta da belirttiğim gibi kaçınız diğerlerinin size bakış açısını umursamadan delice denebilecek şeyleri yapabilirsiniz sokağın ortasında? Ve üstelik tek nedeniniz bunu yapmak olmalı.

Bunu bir düşünün isterseniz. Diğerleri için değil kendiniz için yaşıyorsunuz ve dilediğinizce hareket etmelisiniz. Yürümekten sıkılınca koşmalı, bazen takla atmalı, özgürce bağırmalı, birbirinize su sıçratmalı, bezen güzel şakalar yapmalısınız. Zaten hayatın tadı da buralarda değil mi?

Lcnby

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009