‘Yürümek’ olarak etiketlenmiş yazılar

Telekinezi

Salı, 21 Nisan 2009

Psişik güçlerin başında gelir sanırım telekinezi. Çünkü diğerlerinin hepsi bundan türemiş denilebilir. Aslında pek bölümlere ayırma taraftarı olmasam da öyle yapıldığından geleneği devam ettireyim dedim.

Telekinezi teknik anlamda ‘Tele’(uzaktan) ve ‘Kinezi’(etki) sözcüklerinin birleşmesiyle oluşmuştur ki bu bilgileri her yerde bulabileceğinizi düşünüyorum. Yani telekinezi cisimleri uzaktan hareket ettirebilme kabiliyetidir. Ona herhangi bir temasta bulunmadan hareket ettirmektir.

Geçen sene ülkemizin bir televizyon kanalında yayımlanan ‘Fenomen’ isimli yarışma programında bu tarz şeylere rastlamış olabilirsiniz. Bükülen kaşıklar, oynatılan eşyalar ve durdurulan nesneler. Peki bu telekinezi tam olarak nasıl çalışır? Ya da herkes yapabilir mi bu ve bu gibi şeyleri?

Evet, herkes yapabilir bunlar. Her insanla doğuştan gelen yeteneklerdir bunlar. Tıpkı yürümek, konuşmak ya da yüzmek gibi. Yani kullanmasını bilmek gerekiyor sadece. Hani birisi bize yürümeyi öğretmese yürüyemezdik ya aynı onun gibi. Bunu da öncelikle öğrenmek lazım. ‘Peki neden etrafta bunu yapan fazla kişi yok?’ dediğinizi duyar gibiyim. Bunun nedeni basit. Etrafınızda yürüyen biri olmasa bırakın yürümeyi bunun nasıl bir şey olduğunu bile bilemezdiniz belki. İşte bu da aynen öyle bir şey. Önce böyle bir şey olduğunu öğrenirsiniz sonra bunu yapabilmeyi öğrenirsiniz. Ve sonunda yaparsınız.

Bunun için sitelerde yada bazı kitaplarda çeşitli teknikler görebilirsiniz. Ben sizlere bunun püf noktasını vermekle yetineceğim. Gerisi sizlere kalmış nasıl uygulamak isterseniz öyle uygularsınız.

“Ortamda sadece o cismin ve sizin olduğunuza odaklanın(ilerledikçe buna gerek kalmayacak). Ona odaklanın. Yavaş yavaş onu benimseyin ve onu sizin bir parçanızmış gibi düşünün. Sanki ona her istediğinizi yaptırabileceksiniz gibi. O sizin bir uzvunuz gibi. Bunu iyice benimseyin. Onun sizin bir parçanız olduğuna inandığınız vakit durun. Bırakın çalışmaları başka şeylere yönelin. Sonra boş bir vaktinizde bir daha buna yönelin. Bunu birkaç gün boyunca yenileyin ama bu kabullenmeler sırasında asla deneme yapmayın. Kendinizi hazır hissettiğiniz bir gün yine cismin karşısına geçin ve ona bakın. Onun tekrar sizin bir parçanız olduğunu düşünün. Buna inanın ve zamanı geldiğinde ona emrinizi verin. Hareket etmesini isteyin.”

Bu çalışmalarınıza öncelikle küçük şeylerden başlayın. Hafif ve sizi hareket ettireceğinize daha kolay inandıran şeylerle başlayın. Tabi ki hafiflik ve ağırlık gibi bir olay bunu etkilemez ama unutmayın ki siz buna inandıkça etkileyecektir.

Bir Kaçış Sonrası…

Perşembe, 16 Nisan 2009

Okuldan kaçmış ve Selçukgile gitmiştik. Biraz vakit geçirdik, sohbet ettik. Dershane sınavım olduğundan ayrılmam gerekiyordu. Oradakilerle vedalaştım ve dışarı çıktım. Yağmur yağıyordu. Bir nefes aldım ve kendimi dışarıya attım. İlk yağmur damlaları beni ıslatırken yürümeye başladım.

Lojmanlarda olduğumdan nizamiyeye kadar yürümem gerekiyordu. Kaldırıma çıktım ve yavaş yavaş ilerlemeye başladım. Yağmur başımdan aşağıya hızlı ve sert bir biçimde dökülürken düşünceler de aynı şekilde beynimden boşalıyordu. Geçmişim ve hatalarım yeniden yaşanıyor gibi üstüme üstüme geliyordu. O acıları yeniden, yeniden hissediyordum. Önüme baktım. Her yağmur damlasında kendimi görüyordum. Hepsinde yaptığım onca şey bana bakıyor yeniden canlanıyordu. Yere düşen her yağmur damlası etrafa sıçradıkça bana sesleniyor bana haykırıyordu. Damlalar yüzümde yayılırken gözlerimi kapattım ve bu düşüncelerden uzaklaşmaya başladım. Kimsenin olmadığı kaldırımda dümdüz yürüyordum. Sonunda kaldırımın alçak kısmında tökezlerken gözlerimi açtım. Nizamiyeye gelmiştim. O küçük yapıya yaklaştım. İçeride bir asker yağmurda ıslanmış olan bana uzunca baktı ve sonra kimliğimi uzattı.

Hemen nizamiyenin yanındaki durağa geçtim ve otobüsü beklemeye koyuldum. Bir iki dakika geçmişti ki sıkılmaya başladığımı fark ettim. O sırada ilerideki demir yolunun da çanları çalmaya başlamıştı. Ağır adımlarla duraktan çıktım ve kendimi o yağmura bir kez daha bıraktım. İleride tren hızla buraya yaklaşıyordu. Demir yolunun tam kenarındaydım ve gözlerimi kapatarak bir adım attım. Yağmur hızını arttırırken karşıya geçtim ve yürümeye devam ettim. Biraz sonra arkamdan hızla geçen trenini hissettim. Yüzümü yukarıya çevirdim. Siyah noktalar gittikçe çoğalıyor ve büyüyorlardı. Gözlerimi kapattım ve yüzüm ıslanırken elimin cebime gitmesine izin verdim. Telefonumu çıkardım ve o an aklımdaki tek kişiye bir mesaj attım. Özge’ye …

Bir yandan mesajlaşıp bir yandan yürüyordum. Bir an etrafıma baktım ve hastaneye kadar geldiğimi fark ettim. Duraktaki insanlar bana deliymişim gibi bakıyorlardı. Ve ben yaklaştıkça bir iki adım gerilediler. Yağan yağmur yüzümden ve çantamdan musluktan dökülür gibi dökülüyordu. Üşüyordum ama bunu sevmiştim. Karşıya geçmek istedim ve ışıklara yaklaştım. Gözlerim elimdeki telefonda kendimi yola bıraktım. Kırmızı yandığını biliyordum ama bunu önemsemiyordum. Yavaş yavaş karşıya geçerken etraftan gelen korna seslerini zar zor duyuyordum.

Saatime baktım. Geç kalıyordum. İlerideki durağa doğru adımlarımı hızlandırdım ve ilk gelen otobüse sırılsıklam bindim. İnsanlar bana endişeli gözlerle bakarken kendi kendime gülümsüyordum. Çevremdekiler benden birkaç adım uzaklaşırken bu gülümsemem giderek artıyordu. Yere baktım ve üzerimdeki suların yerde küçük bir birikinti oluşturduğunu gördüm. İneceğim durağa gelmemiştim ama yine de inmek istedim. Otobüsten indim ve kendimi bir kez daha, son kez o yağmura bıraktım. Yağmurla birlikte akıp kayboldum.

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009