‘Ruhsallık’ kategorisi için Arşiv

Ruhsal Varlıklarla İletişime Geçmek

Pazar, 12 Temmuz 2009

Boyutlar ve boyutlardaki varlıklar insanların ilgisini genelde çekmiştir. özellikle son zamanlarda bu alana olan ilginin arttığını görünce bu yazıyı yazma gereği duydum.


Öncelikle boyutlardaki bir varlığı görmek için bazı seviyeye gelmiş olmak gerekir. Mesela korku. Korkuyu yenmek bu iş için en önemli özelliktir. Sonuçta daha önce görmediğiniz bir şeyi karşınızda göreceksiniz ve şeklini bile tahmin edemezsiniz.
İkinci olarak kanallık dediğimiz bir olay vardır. O varlıkla aranda bir bağ kurmalı ve bu bağda sana düşen görevi yapmalısın. Ondan bilgi almak isteyebilirsin ancak onu senden düşük bir şeymiş gibi görmemeli hafife almamalısın.


Son olarak kendinden emin olmalısın. Ne olursa olsun yılmamalısın. Korkup bırakmamalısın kanallığını bozmamalısın.
Şimdi gelelim yönteme (kendi yöntemimdir istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz) :
Öncelikle karanlıkta yapmanız daha uygundur bunu. Karanlıkta görüşümüz azaldığından farklı şeyleri görmek daha kolay olacaktır. Gözlerinizi ister kapatın ister açın ve karanlığa odaklanın. Karanlığa iyice odaklandıktan ve rahatladıktan sonra (yaklaşık 30 dk) konuşmak istediğiniz varlığa seslenin. Mesela rehberinizle konuşmak istiyorsunuz “rehberim seninle konuşmak istiyorum” diye seslenebilirsiniz. Size hemen cevap gelmesini beklemeyin iyi bir dinleyici olun her şey bir cevap olabilir. İlk denemelerde içinize doğan hisler olacaktır cevap. Doğan his derken bunu da seçmeli kendi hislerinizden ayırmalısınız. (genelde bu hisler bir anda gelir şimşek gibi çakar)


Bunda geliştikten sonra sesleri duymaya başlarsınız sesleri duyma aşamasına gelince artık görme vakti gelmiş demektir. Şimdi tekrar varlığa seslenin. (rehber için) “rehberim seni görmek istiyorum” diyin. Etrafınıza dikkatli bakın ve bir aura gibi çizgiyle görünecektir varlık. Fark edilmeyecek derecede. (aurayı göremeyenler zorlanabilir). Daha sonra farkındalığınız arttıkça net görmeye de başlayacaksınız.


Deneme sırasında olası problemler:
1. korkunuza hakim olmazsanız bırakın zamanla alışırsınız
2. varlığın zarar vermeye başladığını hissederseniz ilişkinizi kesin


Deneme sonrası olası problemler:
1. gaipten gelen sesler duyma
2. iyice geliştikten sonra etraftaki varlıkları hep görme


Bu ikinci problemi engellemek için kendinize alıştırmaları yapmadan önce şu komutları verebilirsiniz. ‘görüşüm açıl’ deneme sonrasında ise ‘görüşüm kapan’


önemli not: bu işler dalgaya alınmaz. Bilginizi alın ve fazla kurcalamayın

LcNbY

KORKULARIN ÖTESİ

Cumartesi, 16 Mayıs 2009

Korkuyu Tanımak

Bu bölümde korkulara değinmek istiyorum.

İnsan doğası gereği korkuyu kendinin bir parçası olarak kabullenmiştir. Korku onun vazgeçilmez bir parçası olmuş ve yaşamının her evresinde onunla gelişmiş, varlığını sürdürmüştür. Örneğin küçük çocuklar canavarlardan korkarken ileriki yaşlarda bu korku aşılır ancak ötesinde daha büyük korkular getirir.

Peki, neden korkarız? Aslında bunun basit bir nedeni vardır oda insanın kendini küçük ve güçsüz hissetmesidir. İnsan kendinden daha büyük şeyler olunca korkmaya başlar çünkü onu aşamayacağını düşünür. Buda etki-tepki gibi onu aşamamasına neden olur. Ne düşünürsek o olur ve korkuyu düşünmek onu güçlendirir, hatta gerçekleşmesine bile neden olur.

Korkunun birçok çeşidi vardır ancak iz burada sadece bizi ilgilendiren kısmını inceleyeceğiz.

Ruhsal Korku

Psişik güçlerin özellikle astral seyahatin en büyük sorunu ruhsal varlık korkusudur. Çeşitli varlıkların görüldüğü hatta irtibata geçildiği doğrudur ve insanlar buna karşı bir korku duyarlar.

Korkuyu Aşmak

Ruhsal varlıklar farklı boyutta ama paralel bir dünyada yaşarlar (hepsi değil dünyada görülenler). Bu varlıklar insan gibi yaşamlarını sürdürürler. Zararları olmaz desek de insan gibi iyi ve kötüleri mevcuttur. İyilerle irtibata geçmek iyi bile olabilirken kötülerle geçmek çeşitli sorunlara neden olabilir. (daha fazla…)

İnsan ve Çevre

Salı, 17 Şubat 2009

‘Çevre ve insan’ aslında şu dünyanın yegâne sorunlarından biri de yegâne denge merkezinden biri de bu iki kelimenin uyumu. Evet, hal ve hareketlerimiz genelde çevrenin şartlarına göre değişir. Çünkü insanoğlu diğerlerinin kendisi hakkında düşünce ve sözlerini çok önemser. Daha da kötüsü hayatına bile bu görüşlerle yön verir. Düşünün ne zaman çevreyi düşünmeden, ‘Diğerleri ne der?’ demeden kendi içinizden geldiği gibi davrandınız? En son ne zaman sokakta deliler gibi koşup sonra ilk muslukta durup nefes nefese kana kana su içerken geriye yaslanıp bağırmanın mutluluğunu yaşadınız? Ya da en son ne zaman yolda yürürken durup sek sek oynamaya koyuldunuz? Yoksa siz sadece ‘Aa koskoca adamın yaptığına bak!’ tarzında düşüncelerden kaçan kişiler arasında mısınız? Ve siz toplumun çoğunluğunu oluşturan insanlarsınız.

Çevre insanın doğumundan başlayarak birçok konuda onu etkilemeye başlar. İlk önce anne ve babadan başar. Çocuk onların doğrularına inanmaya, onların hareketlerine özenmeye başlar ve sonra diğer yakın çevreye. Son olarak ise etrafındaki çoğunluğun kararlarını tartmadan almaya başlar. Hani onlar çoğunluk ya doğrudur muhtemelen. Hani herkes aynı şeyi söylüyor ya doğrudur herhalde. Peki, şöyle durup bir düşüneniniz oldu mu? Neden diğer şeyler yanlış? Ya da neden o doğru? Bazıları inandıkları şeyi açıklayamaz bile. Hani sıyrılmanın kolay yolunu da bilirler. Diğer herkes de aynı şeye inanıyorsa bir anda garip tavırlarla sizi yargılarlar da.

Açıkçası bunlar hiç umurumda değildir. Ben sadece kendi doğruları için yaşayanlardanım. Evet diğerlerinin kararı hayatımda büyük bir önem arz etmez. Onlar için değil kendim için yaşıyorum öyle değil mi? Kendi mutlu olduğum şeyleri dilediğimce yapamayacaksam bunun anlamı ne peki? (Bunu söylerken beni mutlu edip başkalarını üzecek şeylerden bahsetmiyorum.)

Bu gün bir arkadaşımla konuştum okulda. Darwin hakkındaki düşüncemi sordu güldüm. Biraz açıkladım. ‘İnanıyor musun ona?’ dedi, ben de ‘Evet.’ Dedim tepkisini ölçmek için. Biraz sonra ‘Çok saçma nasıl inanıyorsun?’ şeklinde konuşmalara başladığında ‘İnanmamam için bir neden söyle.’ Dedim. Kız biraz afalladı sonra birkaç neden söylemeye koyuldu. Söylediği nedenin saçmalığını kendi de fark etmiş olacaktı ki sonra durdu. İşte neye neden inandığını bile bilmeyen garip bir toplum yapısı içindeyiz şu anda. Sırf diğerleri söyledi diye inandığımız o kadar çok şey var ki. Üstelik körü körüne inandığımız şeyler bunlar.

Bir diğer sorun da insanların kendilerini mutlu edecek şeylerden kaçınıyor olması. ‘Her insanın içinde büyümemiş bir çocuk vardır.’ Derler ya sonuna kadar haklılar. Mesela ben hiç büyümedim belki de. İnsan bazen çocuk gibi yaşamayı onlar gibi davranmayı hak eder ama çevremize baktığımızda herkesin bir ağırbaşlılık takıntısı olduğunu görüyoruz. Bazıları bunu öylesine abartıyor ki ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.

Başta da belirttiğim gibi kaçınız diğerlerinin size bakış açısını umursamadan delice denebilecek şeyleri yapabilirsiniz sokağın ortasında? Ve üstelik tek nedeniniz bunu yapmak olmalı.

Bunu bir düşünün isterseniz. Diğerleri için değil kendiniz için yaşıyorsunuz ve dilediğinizce hareket etmelisiniz. Yürümekten sıkılınca koşmalı, bazen takla atmalı, özgürce bağırmalı, birbirinize su sıçratmalı, bezen güzel şakalar yapmalısınız. Zaten hayatın tadı da buralarda değil mi?

Lcnby

redes

Ham madde WordPress
Tasarım: RSS-EMS.com.
LCNBY - 2009