Uzansam tutabilir miyim diye düşünmem ben. Uzanırım umutlarıma doğru. Yapsam olur mu acaba diye sorularla boğuşmam, denerim. Risk almaktan kaçmam ben; fırsatları değerlendirmek isterim. Beklerim seni bir ömür burada gelir misin acaba diye düşünmeden. Belki de bu yüzdendir ki yorgun kollarım. Uzun zamandır açıklar sonuçta. Uzun zamandır sana uzandıklarındandır belki de.
Düşünüyordum da gelir misin diye bazen, çıkamıyordum kelimelerin ve anlamsız tümcelerin içinden. Bu yüzdendir ki uzun zaman oldu seni düşünmeyi bırakalı. Uzun zaman oldu seninle ilgili hayaller kurmayalı. Belki de seni kollarım açık bir vaziyette beklerken bile unutalı uzun zaman oldu.
Kendimi susturmayı öğrendim bu süreç içinde. Zİncirlerimi güçlendirdim, hani o güçlü ve parçalayamayacaklarımdan olanlarla değiştirdim. Korkularımı yuttum, kuruntularımı kendi kazdığım mezarlıklara gömdüm. İnanmazsın ama hayallerimi bile susturdum. Küçük bir kelebeği düşündüğüm hayallerimi bile…
Susmayı öğrendim. Ne düşünürsem düşüneyim açıklamadan içime gömmeyi öğrendim ben seninle. Keşke dememek için planlar yapmayı öğrendim. Hani seninle karşılaşmamızı ve o ilk günümüzü ayarladığım zamanlardaki gibi. Sana hangi dilde hangi şekilde hitap etmem gerektiğini öğrendim ben. Eski hatalarımdan ders çıkarmayı öğreneli çok oldu zaten. Bahsetmeme bile gerek kalmadı onlardan.
Bitmeyen cümlelere son yazmaya başladım şimdi de. Düşünülmeyen ülkelerde peri masalları yazmaya, İnanması güç hayallerden gerçekler çizmeye, kabuslarımdan düşler çıkarmaya başladım. Hani sen beni anlayamadın ya ben hep anlamışsın gibi davrandım.
Unutulmuşlarla batan o gemiye yüzdüm ben. O geminin içindeki hazineleri çıkardım düşünmeden. Belki bir an olsun gülümsersin diye hayallerimi sattım ben sana yeşil bir oyuncak almak niyetiyle. Karla kaplı o yollarda poşetlerle kaymak gibi bir hayalim yok artık benim. Yüksek bir dağın tepesindeki şekerden evleri düşünemiyorum.
Çok kere kavgaya karıştım gençken. Dudağım patladı, kemiklerim kırılmanın eşiğinden döndü, vücudumda sayısız izler aldım. Şimdi anlıyorum ki o kavgalar acıtmamış canımı. O kavgalar istese de acıtamazmış beni. Asıl acı içten bir yerlerden gelirmiş. Hem onun için birinin bir şey yapmasına da gerek yokmuş. İçimdeki o büyük acının kaynağı yapılmayan şeylere, yapılamayanlara haykırırmış. Canımı o şekilde yakarmış.
Başka bir yerde ve başka şartlarda seni görmüş olmayı isterdim biliyor musun? Hani bu aklımdakileri hayal bile edemeyeceğim bir dünyada…
Aynı arabada farklı yönlere gitmenin imkansız olduğunu düşünürdüm ben. Ama şimdi anlıyorum hayat fizik kurallarıyla işlemiyormuş ki. Şimdi görüyorum aynı arabanın içinde bile sayısız yolcunun olduğunu. Herkesin aynı yere gitmediğini ve gidemeyeceğini. Yanımdaki yolcu, sen bile benimle aynı güzergahı seyretmiyorsun belki de. Şoför desen o da zaten kendi halinde…
Bitişler vermez acıyı diye nasihat veresim var geriden gelenlere. Başlangıçla bitiş arasındadır o büyük fırtınalar diyesim var. Ölmeden önceki o ölüm anında en büyük acıyı çekermişsin ya onun gibi. Geminin batmadan önce bir şekilde yara alması gerekir ya öyle.
Ona böyle seslenesim var okuyucu. Bu ne bir ağıt ne de ayrılık mektubu. Bu evin içinde yürürken ayağını küçük bir sehpaya çarpmayla dudaklardan çıkan o acı inilti. Oysa ki o masayı da oraya koyan biziz, o yoldan defalarca geçen de. Bu bir hikayenin sonu değil aslında. Bu sadece içimizdeki o küçük fırtına.
Korkularla beslenen duygulardan oluşur bu yazım. Belirsizliğin karşısındaki bir duruştur bu yazım. Sonsuzluğu amaçlayan bu serüvende ayağın takılmasıdır. Daha yeni banka soygunundan çıkan o zengin hırsızın karşısında polisi görmesi gibi bir andır bu yazım.
Bir şeyi istersem, ama gerçekten istersem alırım ben okuyucu. İsteyip istemediğimi anlamak yorar beni. Amacımın beni hak edip etmediğini düşünmek yorar beni. Ha yanlış da anlama beni okuyucu. Egomla birlikte konuşmuyorum ben burada. Aksine onun üzerine dimdik ayakta durarak yazıyorum bu yazıyı. Olasılık incelemeleri yapmak gibi bir şey bu benimki.
Ego gibi düşünsen de sorun olmaz be okuyucu. Birazdan sen bu sayfayı kapatıp hayatına devam edeceksin ne de olsa. Ben olup beni anlayamayacaksın. Hatta belki de aklından geçireceksin “Ne diye yazıyorsun be adam o zaman?”. Bir gün biri okuyup da anlar halimden diyorum kendi kendime. Ya da benim gibiler yalnız olmadıklarını öğrensinler istedim. Ayıp mı ettim be okuyucu?
Zaten yoruldu bu beden kolları açık beklemekten. Öptü öpecek yeri bu beklemekten şişmiş dizler. Eğer düşersem belki ellerimden tutup beni kaldırırsın ha okuyucu? Ya da bir başıma bırakırsın beni kollarım betona kavuşurken. Ne de olsa beklediğim gibi kollarımın arasında bir şeyler olmuş olacak.
Sağ ol okuyucu. Okudun ya bu yazımı sağ ol. Senden başka açılacak kimsem yok anlasana. Kendi içinde bir adamım yalnızca. Yargılama beni lütfen. Dediğim gibi şimdi bu sayfayı kapatıp unutacaksın zaten beni.
Kal sağlıcakla!